Dün Meclis’te “Terörsüz Türkiye” sürecinin yasal çerçevesini oluşturması planlanan teklif 467 oyla kabul edildi.
İki taraf da kürsüden sürekli “tarihin doğru tarafında” olduğunu söyledi.
Peki gerçekten öyle mi?
Dün Meclis’te gördüğümüz şey, sürecin ne olduğunu halka anlatmaktan çok, televizyon ekranlarında siyasi şov yapma yarışına dönüştü.
Sonucu değiştirmeyeceği baştan belli olan önergeler, teklifler, itirazlar peş peşe geldi. Çoğunluğun “evet” diyeceği biliniyordu. Buna rağmen Meclis kürsüsü, halkı bilgilendirmekten çok kameraya oynanan bir siyasi sahneye dönüştü.
Bu noktada Selçuk Türkoğlu gibi milletvekillerinin yaptığı siyasi şovları da ayrıca sorgulamak gerekiyor.
Elbette muhalefet edecekler. Elbette itiraz edecekler. Elbette “hayır” diyecekler.
Ama muhalefet etmek başka, her fırsatı siyasi gösteriye çevirmek başka.
Çünkü mesele artık neyin kabul edildiğinden çok, kimin televizyonda daha fazla görünür olduğuna dönüşmüş durumda.
Nerede boşta kalmış bir oy potansiyeli varsa, siyaset oraya koşuyor.
Ve dün bir kez daha çok açık gördük:
Türkiye’nin sadece iktidar sorunu yok. Ana muhalefet sorunu da var.
Parlamentoda 91 sandalyesi bulunan YENİ Parti’nin 54 milletvekilinin teklife “hayır” oyu vermesi de bu açıdan ayrıca tartışılmalı.
“Bölgede Kürt kökenli seçmen varsa evet, yoksa hayır” anlayışıyla siyaset yapılabilir mi?
Ana muhalefet lideri, iktidarı kazanma ve oy kaybetmeme kaygısıyla, kendi siyasal pozisyonunu bu kadar esnetebilir mi?
Dün “evet” diyenler “tarihin doğru tarafındayız” dedi.
“Hayır” diyenler ise bir anda terör destekçisi ilan edildi.
Yetmez ama evet süreci değil bu.
Bunun aşamaları olacak. Ne getirildiği, ne götürüldüğü zaman içerisinde ortaya çıkacak. Bugün verilen oyun, yarın ne anlama geldiği daha net görülecek.
Tam da bu nedenle gazetecilere, köşe yazarlarına, kalem erbaplarına bir çağrı:
Bunu siyasi sloganlarla geçiştirmeyin.
İroni yapacaksanız yapın.
Eleştirecekseniz eleştirin.
Ama gerçekten kaleminizi oynatın.
Çünkü halk ekranların başındayken Meclis’te yaşananları anlatmak yerine, kimin daha iyi siyasi şov yaptığı yarışına girersek, siyaset de gazetecilik de kendi anlamını kaybeder.
Muharrem İnce’nin 20 Mart 2013’te Meclis kürsüsünden söylediği bir söz bugün yeniden hatırlanmalı:
“Biz de barış istiyoruz. Fakat teslimiyet başka bir şey, barış istemek başka bir şey.”
O gün başka bir süreç vardı. Bugün başka bir süreç var.
Ama değişmeyen bir şey var:
Siyasetin hesabını sandıkta değil, önce milletin vicdanında vermesi gerektiği.
Dün gerçekten utandık.
Çünkü mesele “evet” ya da “hayır” demek değildi.
Mesele, ülkenin geleceği konuşulurken bile oy hesabının siyasetin önüne geçmesi idi.
Ve bugün Türkiye’de çok net gördüğümüz bir gerçek daha var:
İktidar sorunu kadar büyük bir ana muhalefet sorunu var.
Hadi oynatın kalemlerinizi.
Var mı cesaretiniz?
ADAM KAZANMIŞ.