Siyasette bazen abartılı cümleler kurulur, sonra da “ironi yaptım” denir, konu kapanır.
Ama Bursa CHP İl Başkanlığı söz konusu olduğunda ortada ironi değil, uzun süredir devam eden bir teşkilat sorunu var.
Evet, özellikle “örgüt” demiyorum.
Çünkü bugün tartışılan mesele ideolojik bir örgütlenme değil, doğrudan teşkilatın işleyişi ve yönetim anlayışıdır.
Belki de mesele sadece Nihat Yeşiltaş meselesi değildir.
Belki de bu, CHP’nin Bursa’daki yıllardır değişmeyen makus talihidir.
Çünkü adil olmak gerekirse; bugün eleştirilen birçok sorun Nihat Yeşiltaş’tan önceki il başkanları döneminde de vardı. Hatta bazı dönemlerde bırakın meydanları doldurmayı, il binası ile vatandaş arasındaki iletişim bile oldukça sınırlıydı.
Randevu sistemiyle çalışan, partiye gelen vatandaşa mesafeli duran, kendi çevresinin dışına çıkamayan yönetim anlayışları da Bursa CHP’nin yakın geçmişinde görüldü.
Bu açıdan bakıldığında Nihat Yeşiltaş’ın bazı eksiklerine rağmen önceki dönemlerden ayrıldığı bir nokta vardı.
Çözüm üretmekte yeterince başarılı bulunmasa da il binasına gelen insanlarla temas kurması, onları dinlemesi, sohbet etmesi ve partiye gelen vatandaşla daha sıcak bir ilişki kurmaya çalışması birçok partili tarafından olumlu değerlendiriliyordu.
Ancak siyasette sıcak ilişki tek başına yeterli olmuyor.
Çünkü il başkanlığının görevi sadece geleni ağırlamak değil; sahayı büyütmek, yeni kitlelere ulaşmak, teşkilatı harekete geçirmek ve siyasi enerjiyi örgütleyebilmektir.
Tam da bu noktada eleştiriler yeniden başlıyor.
Nihat Yeşiltaş’ın il başkanlığı performansına dair eleştiriler tek bir noktada birleşiyor:
Sahaya hakimiyet yok, teşkilat yönetimi zayıf, planlama eksik.
“Sahadayız” deniyor ama sahada kim var?
Videolara bakıyorsunuz, kare değişmiyor.
“Yanındayız başkanım” mesajları çoğu zaman aynı isimlerden geliyor.
Elbette bugün görevden alma sürecinin ardından verilen desteğin tamamını doğrudan Nihat Yeşiltaş’ın performansına bağlamak da doğru olmaz.
Çünkü bugün ortaya çıkan dayanışmanın önemli bir bölümü, CHP’nin yaşadığı süreçlere, mutlak butlan tartışmalarına ve partiye yönelik müdahale olarak görülen gelişmelere verilen tepkinin sonucudur.
Yani bugün görülen kalabalıkların tamamı bir il başkanlığı performansının onayı değil; önemli ölçüde CHP tabanının yaşanan sürece verdiği refleks olarak da okunmalıdır.
Ancak bu durum, il başkanlığı dönemine yönelik eleştirileri ortadan kaldırmıyor.
Kitleleri büyütmek yerine dar bir çevrenin sürekli tekrar ettiği bir siyaset görüntüsü oluştuğu yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor.
Portakal kasası siyaseti var ama gerçek saha ne kadar var?
“Genel merkezlerde değil, portakal kasasının üstünde, bankta halkla omuz omuza iktidara yürüyoruz” söylemi kulağa hoş geliyor.
Ama soru basit:
Bu yürüyüş nerede?
Kim görüyor?
Sahaya inmek sadece video çekmek değildir.
Sahada geniş kitle yoksa o görüntü bir süre sonra sahne dekoruna dönüşür.
Bir diğer sorun ise planlama.
Saat 19.00’da duyuru yapıp saat 20.00’de etkinlik düzenlemekle siyaset yönetilmez.
Canlı yayına veya açıklamaya dakikalar kala yapılan çağrılar teşkilatı motive etmek değil, teşkilatı yok saymaktır.
İnsanlara bir saat önceden haber vererek kalabalık beklemek, iletişim stratejisi değil plansızlıktır.
Daha ağır tablo ise şu:
Mahmut Tanal ve Özgür Özel gibi isimler gelmediğinde kendi teşkilatını bile eksiksiz şekilde sahaya çekemediği yönünde ciddi eleştiriler bulunuyor.
Bu artık basit bir iletişim hatası değil, teşkilat içinde oluşan güven sorununun işareti olarak görülüyor.
Yıldırım örneği de sık sık gündeme getiriliyor.
2017 referandumunda yaklaşık 19 puan fark.
24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaklaşık 34 puan fark.
2019 yerel seçimlerinde yaklaşık 18 puan fark.
Ve uzun yıllar boyunca Yıldırım’da CHP adına güçlü bir siyasi başarı üretilemediği eleştirileri yapılıyor.
31 Mart 2024 seçimlerinde farkın yaklaşık 9 puana kadar gerilemesi ise farklı yorumlanıyor.
Kimileri bunu il başkanlığı başarısı olarak görürken, kimileri de Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel’in yarattığı siyasi iklimin sonucu olarak değerlendiriyor.
Ancak şu gerçek değişmiyor:
Bursa’da CHP’nin son yıllarda yakaladığı siyasi fırsatın çok daha etkili kullanılabileceğini düşünenlerin sayısı az değil.
Eleştiriler yalnızca seçim sonuçlarıyla da sınırlı değil.
Sokak siyaseti yeterince üretilemiyor.
Yerel gündemlere güçlü refleks verilemiyor.
Kriz dönemlerinde etkili organizasyonlar yapılamıyor.
Bursa’nın sorunlarına dair kamuoyunda ses getirecek çalışmalar sınırlı kalıyor.
Ve en çok tekrar edilen cümle şu:
“Üç yıldır görevdesin, hala aynı sloganlarla siyaset yapıyorsun.”
Bugün görevden alınmış bir il başkanı olarak il binasında nöbet tutuluyor olabilir.
Ancak asıl tartışma koltuğun kimde olduğu değil, Bursa CHP’nin yıllardır çözemediği teşkilat ve saha sorununu kimin çözeceği sorusudur.
Çünkü geçmişte denenmiş isimlerin yeniden göreve gelmesi tek başına çözüm garantisi vermiyor.
Sorun kişilerden çok, yıllardır değişmeyen siyasi anlayışta olabilir.
Kimse kayyum tartışmalarını desteklemiyor.
Kimse yargının siyasetin alanına müdahale etmesini doğru bulmuyor.
Ancak bu gerçekler, il başkanlığının karnesini tartışmaktan vazgeçmeyi gerektirmiyor.
Siyaset sadece slogan üretmek değildir.
Siyaset sahayı okumaktır.
Siyaset insanları ikna etmektir.
Siyaset teşkilatı diri tutmaktır.
Siyaset doğru zamanda doğru hamleyi yapabilmektir.
Telefondan yapılan birkaç paylaşım, birkaç video ve birkaç sloganla muhalefet yapılmaz.
Bugün Bursa’da sorulan soru aslında oldukça net:
Vatandaşın gündemini ne zaman anlayacaksınız?
Halktan bu kadar uzak bir ana muhalefet anlayışı sürdürülebilir mi?
Ve daha önemlisi…
Belediye başkanları görevden alınırken, parti tarihinin en kritik süreçlerinden biri yaşanırken bile sahayı okuyamayan bir il yönetimiyle bu iş nereye kadar gidebilir?
Çünkü siyaset bazen seçim kazanmakla değil, kazanılmış fırsatları değerlendirebilmekle ölçülür.
Bugün Bursa CHP içinde tartışılan da tam olarak budur.
Ve Kılıçdaroğlu SSK’yı batırmış olabilir mi bilmem…
Ama objektif bir gözle baktığımda, Nihat Yeşiltaş’ın il başkanlığını batırdığı kesin!