17 YILLIK YAZICIOĞLU DOSYASINDA KRİTİK DÖNEMEÇ

Yayınlama: 14.06.2026
85
A+
A-

ÜŞÜYORUM…

Ama Bu Kez Adalet Isıtacak: “Yazıcıoğlu Artık Üşümesin!”

Türk siyasi tarihinin en karanlık ve en çok can yakan sayfalarından biri olan Muhsin Yazıcıoğlu davasında, adaletin yerini bulması için yıllardır beklenen o kritik ve tarihi adım nihayet atıldı.

Yiğit ve dik duruşlu liderin Mamak Cezaevi’nin soğuk hücrelerinde kaleme aldığı o meşhur “Üşüyorum” şiiri, ne yazık ki Keş Dağı’nın karlı zirvelerinde bir milletin ortak acısına dönüşmüştü. Tam 17 yıldır Anadolu insanının yüreğini donduran bu şüpheli kazada, nihayet adaletin sıcak yüzünü gösterebilecek çok büyük bir gelişme yaşandı.

Kahramanmaraş’ta yürütülen ana soruşturma dosyası, alınan ani bir “yetkisizlik” kararıyla devletin kalbine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na devredildi. Bu hamle, davanın sadece bir taşra mahkemesi usulü olmaktan çıkıp, devlet hafızasının en üst düzeyde devreye gireceği yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Şimdi tüm Türkiye tek bir yürek halinde haykırıyor:

“Yazıcıoğlu artık üşümesin!”

Karlı Dağın Sırrı Ankara’da Çözülecek: Ayaz 17 Yıldır Dinmedi

25 Mart 2009’da Keş Dağı’na düşen helikopterin ardından yükselen feryatlar, aradan geçen uzun yıllara rağmen dinmedi. Bugüne kadar dosyaların parçalanması, delillerin karartılması, helikopterden sökülen cihazlar ve son olarak kamu görevlilerinin davalarındaki zaman aşımı engelleriyle adeta tıkanma noktasına gelen hukuki süreç, bu yeni hamleyle kökten kabuk değiştiriyor.

Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın da yakın radarında olan dosya, artık Ankara’nın geniş teknik ve bürokratik imkanlarıyla baştan aşağı taranacak. Son dönemde 6 ayrı noktada yapılan fiziki ve teknik keşiflerin ardından hazırlanan yeni bilirkişi raporları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın önündeki masada duruyor.

Bu devir; helikopterin uçuş bilgisayarlarını tornavidayla sökenlerin, askeri radar kayıtlarını “karartanların”, sabotaj iddialarının ve arama-kurtarma ekiplerini yalan istihbaratlarla yanlış yönlendirenlerin peşini bırakmamaya kararlı bir devlet iradesinin en somut sinyalidir.

Bir Ömrün Kanayan Davası, Yüzlerde Okunan Derin Sızı

Bu dava, sadece mahkeme salonlarında tozlu klasörler arasında sıkışıp kalmış hukuki bir prosedür değildir. Bu dava; davanın ilk gününden beri adaleti ve sadakati kendine bir yol, bir şiar edinmiş olan Avukat Veysel Aşkın’ın bu dünyadaki en büyük mücadelesi, adeta içini her gün yakan en büyük yarasıdır.

Onunla her yan yana geldiğinizde, her göz göze geldiğinizde, o derin üzüntüyü ve dinmeyen hüznü yüzündeki her bir çizgiden okursunuz. Bu sessiz çığlığı, bu bitmeyen adalet nöbetini görmezden gelmek imkânsızdır.

İnsan bazen çaresizliğin eşiğinde durup;

“Keşke sadece yazmaktan, anlatmaktan çok daha fazlasını yapabilsek…”

diye hayıflanıyor, elinden fazlasının gelmeyişine içerliyor.

İşte tam da bu yüzden; kalemiyle hakikati yazanların, kamuoyunun ve vicdan sahiplerinin bu davaya tuttuğu her ışık, aslında omuzlardaki bu ağır yükü paylaşma ve yalnız olmadıklarını haykırma çabasıdır.

Bu sessiz çığlığa ses olmak, bu kararlı duruşun arkasında saf tutmak hepimiz için insani ve vicdani bir borçtur.

Toplumsal vicdanın bu güçlü ve sarsılmaz desteğiyle birlikte, Yazıcıoğlu ailesinin bu tarihi virajda paylaştığı ortak açıklama da geleceğe dair inancı pekiştiriyor:

“Verilen yetkisizlik kararı, dosyanın esasına ilişkin bir karar olmayıp soruşturmanın farklı bir yetkili makam tarafından yürütülmesine yönelik usuli bir işlemdir. Bu nedenle söz konusu gelişmeyi, gerçeğin ortaya çıkarılması yönündeki mücadelenin yeni bir aşaması olarak değerlendiriyoruz. Bu soruların cevabı yalnızca ailesi ve sevenleri için değil, adalete inanan herkes için bir vicdan borcudur.”

Hakikat Parlasın, Karlar Erisin Artık!

“Huzur dolu bir kalple dönmek istiyorum Rabbime / Beyaz bir kefendir ebedi elbise / Ruhum her ne kadar üşüse de…”

diyerek bizlere veda eden Muhsin Başkan, Anadolu’nun saf, dürüst ve yerli sesiydi. Onun sağlığında kıymetini bilemeyen bir siyasi ve toplumsal mekanizma, hiç değilse onun aziz hatırasına ve milletin yaralı vicdanına hakikat borçludur.

Yazıcıoğlu’nun o karlı dağda buz tutan bedeninin sıcaklığı ve bizlerin yaralı vicdanını üşüten o soğuk iklim, sadece Keş Dağı’nın karından değil adaletin bu denli gecikmiş olmasından kaynaklanıyordu.

Siyaset üstü bir figürün, Türk milletinin ortak paydasının davası olan bu dosya; sadakatle bu davanın peşinden gidenlerin ve adalet savunucularının tuttuğu o sönmeyen ışıkla Ankara’nın bürokratik dehlizlerinde dondurulmak için değil, hakikatin gücüyle o karları eritmek ve sis perdesini tamamen yırtıp atmak için Başkent’e taşınmıştır.

Adalet yerini bulsun, karanlık eller ortaya çıksın ki; Anadolu’nun bu yiğit evladı yattığı yerde, cennet mekânında artık üşümesin!

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.