Zabıta Zoruyla Değil Köyün Eliyle…

Yayınlama: 12.06.2026
Düzenleme: 12.06.2026 23:06
55
A+
A-

Sektörel Müdahaleler ve Piyasa Dengelerinde Zabıtayla Yangın Söner mi?

Son dönemde Türkiye, ekonomi yönetiminin fiyat artışlarına karşı başlattığı kapsamlı denetim ve idari süreç dalgasına şahit oluyor. Vatandaşın mutfağındaki en önemli harcama kalemlerinden olan beyaz et sektörüyle başlayan, ardından kırmızı et ve diğer lokomotif sektörlere sıçrayan bu süreç, aslında madalyonun iki farklı yüzünü aynı anda gösteriyor.

İşin görünen yüzünde, hayat pahalılığı karşısında her gün değişen etiketlerden rahatsız olan tüketiciye yönelik sahada bir koruma refleksi var. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde karşımıza daha derin bir sektörel yönetim ve piyasa yapısı tartışması çıkıyor. Piyasanın büyük bütçelerini yöneten yapılara yönelik peş peşe gelen idari yönetim ve denetim hamleleri, ticari aktörlere ve kartelleşme eğilimlerine yönelik net bir sinyal niteliğinde.

Ne var ki, bu kurumsal yönetim süreçlerinde görev alan isimlerin belirlenme kriterleri, kamuoyunda şeffaflık ve adalet açısından çeşitli soru işaretleri doğuruyor. Bu noktada akıllara şu soru geliyor:

Bu hamleler gerçekten tüketicinin bütçesini korumaya yönelik kalıcı adımlar mı, yoksa piyasadaki ekonomik dengeleri idari kararlarla yeniden şekillendirme çabası mı?

Fabrikalaşma Adı Altında Özünden Koparılan Bir Sistem

Bugün asıl tartışılması gereken, piyasadaki gücü sadece bir odaktan alıp başka bir odağa devretmek değildir. İhtiyacımız olan; ekonomik gücü sadece belirli merkezlerin elinde toplayan değil, topluma, emeğe ve onu gerçekten hak eden üreticiye adilce dağıtan dengeli bir sistemdir.

Endüstriyel üretim ve kontrolsüz ölçek büyümesi adı altında, bugün maalesef üretim süreçleri doğal yapısından uzaklaşıyor. Sırf daha çok ve daha düşük maliyetle üretmek uğruna; gıda güvenliği, halk sağlığı ve hayvancılığın doğası arka plana itilebiliyor.

Bu çarpık düzende, insani ve sektörel zorunluluklar işletmelerin sırtında birer maliyet kalemi ve yük olarak görülüyor. Oysa üretim, sadece kâr odaklı bir makineleşme değil; toplumu besleyen ve toprağı koruyan sosyal bir sorumluluktur.

Kâğıt Üstünde 6 Madde, Sahada Derin Bir Sessizlik

Mevzuat ve planlama düzeyine bakıldığında, kamunun elinde güçlü bir denetim hattı var gibi duruyor:

1. Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’nun etkinleştirilmesi,
2. Cezaların milyon TL seviyesine çıkarılıp iş yeri kapatma yetkisinin getirilmesi,
3. Hizmet sektöründe tabela ve menü zorunluluğunun konulması,
4. Vatandaş için Dijital HFA ihbar uygulamasının devreye alınması,
5. 81 ilde eş zamanlı ani denetimlerin yapılması,
6. Sebze ve meyvede Hal Kayıt Sistemi’ne bağlı karekodlu künye zorunluluğu.

Teoride çok yönlü görünen bu altı madde, pratikte ne yazık ki arzu edilen yapısal dönüşümü sağlamakta yetersiz kalıyor. Piyasanın işleyişi büyük aracıların ve zincir marketlerin ticari inisiyatifine terk ediliyor.

Milyon liralık cezalar, devasa cirolar yapan yapılar için kalıcı bir caydırıcılık yaratmıyor; bu cezalar birer işletme maliyeti gibi görülüp fiyatlara yansıtılabiliyor.

Vatandaş uygulamadan ihbarda bulunsa da ertesi gün markete gittiğinde fiyatların daha da arttığını görebiliyor. Yani tüketiciye ulaşmayan şey bilgi değil, somut sonuçtur. Bu durum da piyasada derin bir güvensizlik yaratıyor.

Çözüm: Sorgulanabilir Denetim ve Üretimin Kalbine Dönüş

Sürece sadece satış noktasında zabıta denetimiyle yaklaşmak, bataklığı kurutmak yerine sivrisinek kovalamaktır. Zabıta memuru sadece rafa bakar; o malın tezgâha gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini denetleyemez.

Kalıcı bir istikrar için şu yapısal adımları atmak zorundayız:

Erişilebilir, Sorgulanabilir ve Caydırıcı Denetim

Mevcut denetim mekanizmaları kapalı kapılar ardında yürütülmemelidir. Yapılan tüm testler, kontroller ve kesilen cezalar kamuoyu tarafından erişilebilir ve sorgulanabilir olmalıdır.

Denetimler; üreticiyi, tüketiciyi ve piyasa güvenini gözeten bir şeffaflığa kavuşmalıdır.

Köy Tüzel Kişilikleri ve Üretimin Kalbine Dönüş

Üretim altyapısı zayıflamış bir ülkenin raflarını zabıta zoruyla ucuzlatamazsınız. Çözüm, üreticiyi yeniden meralara ve toprağa döndürmektir.

Köylerimizi mahalle statüsünden öte, üretim odaklı birer idari ve ekonomik güç olan köy tüzel kişiliklerine yeniden kavuşturmalıyız.

Kendi merasını ortaklaşa yöneten, hayvanının kaba yemini imece usulü üreten ve yerinde girdi desteği alan bir köy yapısı, fiyat dalgalanmalarına karşı en büyük kalkandır.

Spekülasyonu Bitiren Sistem: Adil Sözleşmeli Üretim

Fiyat manipülasyonlarını engellemenin yolu sadece idari yönetim atamaları değildir; oyunun kurallarını üretici lehine değiştirmektir.

Besici ve çiftçi, üretim sürecine başlamadan önce malını kaç liradan satacağını kamusal ve kurumsal güvencelerle bilmelidir.

Ahır ile tezgâh arasındaki şeffaf olmayan aracı zinciri, kurulacak güçlü yerel kooperatifler eliyle kırılmalı, üreticiye hak ettiği kâr marjı sunulmalıdır.

Sonuç

Bugün yaşanan müdahaleler, piyasadaki yangına sıkılan anlık bir yangın tüpüdür.

Biz sistemi ahırda, tarlada ve köy tüzel kişiliğinde kuramadığımız sürece; kâğıt üzerine 6 madde değil 60 madde de yazsak tabela değişmez.

Çözümü üretimde aramak yerine kasabın kapısına zabıta dikmeye devam edersek, yakında fahiş fiyat artışlarından dolayı lojistik hatlarda bile GBT kontrolü yapmak zorunda kalırız.

Biz üretimi, hakkı ve üreticiyi doğru desteklersek; ne ürünün başına bekçi ne de işletmenin arkasına zabıta dikmek zorunda kalırız. Fiyatlar da kalite de zaten kendiliğinden hizaya gelir.

Üretimi özünden koparan, her şeyi sadece kısa vadeli kâr hırsına kurban eden bu tekelci anlayışı değiştiremediğimiz sürece, atılan her adım günü kurtaran geçici bir hamle olarak kalmaya devam edeceğe benziyor.

Belki de sorunun çözümü için, önümüzde duran ve bize düşen görevleri de daha fazla önemsememiz gerekiyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Mukaddes Boz dedi ki:

    6360 yasası bir an önce kaldırılmalı Köy tüzel kişiliklerine geri dönülmeli