CHP’de yaşanan “Mutlak Butlan” tartışması yalnızca hukuki bir mesele değildir.
Bu mesele; siyasetin meşruiyeti, parti iradesi ve Cumhuriyet’in kurucu değerleri açısından tarihsel bir kırılma noktasıdır.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi herhangi bir siyasi parti değildir.
Bu parti; savaş meydanlarından çıkmış bir halkın, kulluktan yurttaşlığa geçişinin siyasal hafızasıdır. Ve tam da bu yüzden CHP’nin iç meseleleri yalnızca delegelerin ya da yöneticilerin meselesi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik geleceği açısından da önemlidir.
Bugün yaşanan tabloya baktığımızda ne yazık ki hukuk ile siyasetin birbirine dolandığı, parti içi rekabetin demokratik zeminden uzaklaştığı bir atmosfer görüyoruz.
“Mutlak Butlan” kararı teknik olarak hukuki bir kavram olabilir. Ancak siyasette hiçbir karar toplum psikolojisinden bağımsız okunamaz.
Çünkü halkın büyük bir bölümü şu soruyu sormaktadır:
“Bir siyasi partinin iradesi mahkeme salonlarında mı, yoksa örgütün ve üyelerin vicdanında mı şekillenir?”
İşte tam da burada mesele yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu ya da Özgür Özel meselesi olmaktan çıkmaktadır.
Mesele; Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi demokratik kültürünü koruyup koruyamayacağı meselesidir.
Ben hiçbir zaman kişiler üzerinden siyaset yapmadım.
Benim bağlı olduğum tek şey, Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülkeye bıraktığı akıl, liyakat, hukuk ve halkçılık mirasıdır.
Ne yazık ki bugün Türkiye’de en büyük sorunlardan biri de budur:
Atatürk’ü gerçekten anlamayanların, Atatürkçülüğü bir siyasi kostüm gibi kullanması…
Oysa Atatürkçülük slogan atmak değil, düşünce üretmektir.
Atatürkçülük biat değil, özgür akıldır.
Atatürkçülük kin siyaseti değil, yurttaşlık bilincidir.
Ve en önemlisi; Atatürkçülük makam kavgası değil, Cumhuriyet sorumluluğudur.
CHP’nin acil olarak özüne dönmesi gerekmektedir.
Parti içi hesaplaşmaların değil, halkın gerçek sorunlarının konuşulduğu bir siyasete ihtiyaç vardır.
Bugün milyonlarca insan geçim derdiyle mücadele ederken, gençler umutsuzlukla ülkeyi terk etmeyi düşünürken, emekliler yaşam savaşı verirken; muhalefetin kendi içine kapanması toplumsal umudu zedelemektedir.
Bu yüzden CHP’nin yeniden;
hukuku önceleyen,
liyakati esas alan,
örgüt iradesine saygı duyan,
ötekileştirmeyen,
hümanist bir siyasal dile dönmesi şarttır.
Çünkü bu ülkenin artık nefret diline değil, toplumsal vicdana ihtiyacı vardır.
Bize yıllardır korku, kutuplaşma ve düşmanlık üzerinden siyaset dayatılıyor.
Oysa Cumhuriyet’in özü intikam değil, eşit yurttaşlıktır.
Eğer gerçekten Atatürk’ün partisi olduğumuzu söylüyorsak, önce birbirimizi düşman gibi görmeyi bırakmalıyız.
Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluşun ve kuruluşun partisidir.
Bu parti ancak akılla, vicdanla ve demokrasiyle yeniden ayağa kalkabilir.
Ve unutulmamalıdır ki;
hiçbir siyasi makam, Cumhuriyet’in değerlerinden daha büyük değildir.