Bugün Bursa’da basın ilan kayıtlı haber sitesi sayısı 113…
İşin ilginç tarafı, İstanbul ile Ankara’nın toplamı bile 99 ediyor.
Bir zamanlar Bursa için…
“Babıâli… Basının doğduğu şehir.” denirdi.
Şimdi insan ister istemez kendi kendine soruyor:
Yoksa…
Basının doğduğu yer değil de, doyduğu yer mi oldu?
Elbette bu sorunun cevabını verecek olan ben değilim.
Ama bu tabloya bakınca, cevap araması gerekenlerin olduğu açık.
Eyyy Basın İlan Kurumu…
Ortada gerçekten gazeteciliğin güçlendiği bir tablo mu var?
Yoksa sadece tabela sayısının arttığı bir tablo mu?
Çünkü sayı büyürken güven küçülüyorsa…
Orada herkesin dönüp aynaya bakması gerekir.
Umarım bu yazı…
Bir Babıâli baskınına değil(!)
Gazeteciliğin yeniden kendine dönmesine vesile olur.
Yoksa…
113 ACİL, yarın hepimiz için gerçekten çalacak bir alarm olabilir.
113 ACİL
Evet…
Yanlış duymadınız.
113 ACİL.
Bursa’da basın ilan kayıtlı haber sitesi sayısı 113’e ulaşmış.
İlk duyduğumda “Şehir büyüyor, gazetecilik gelişiyor galiba.” dedim.
Sonra düşündüm…
Yoksa büyüyen gazetecilik değil de tabela sayısı mı?
Eskiden insanlar dükkân açardı.
Şimdi internet haber sitesi açıyor.
Üstelik ne dükkân kirası var ne elektrik faturası.
Bir logo…
Bir alan adı…
Bir de kartvizite yazılan üç kelime:
“İmtiyaz Sahibi.”
Kartviziti çeviriyorsun…
Genel Yayın Yönetmeni.
Yazı İşleri Müdürü.
Haber Müdürü.
Dış Haberler Sorumlusu.
Spor Editörü.
Ekonomi Servisi.
Bir bakıyorsun…
Hepsi aynı kişi.
Adam kendi gazetesinde hem patron, hem muhabir, hem editör, hem de okur temsilcisi.
Bir tek abonelik kaldı, onu da kendine yapacak.
Bir de soruyorsun:
“Kaç muhabiriniz var?”
“Yok.”
“Foto muhabiri?”
“Yok.”
“Editör?”
“Yok.”
“Peki haberi kim yapıyor?”
“Yapay zekâ…”
“Sen ne yapıyorsun?”
“Belediyeye gidiyorum.”
“Niye?”
“Reklam…”
İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:
Acaba haber sitesi mi işletiliyor…
Yoksa reklam takip bürosu mu?
Siteye giriyorsun…
En güncel haber;
“Başkan filanca mahallede vatandaşlarla buluştu.”
Altında…
“Başkan falanca tesisi ziyaret etti.”
Bir altında…
“Başkan bilmem neyi inceledi.”
Bir tane de farklı haber olsun diye bekliyorsun.
Oluyor.
“Başkan vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı.”
Haber değişiyor.
Fotoğraf aynı.
Bir de “SON DAKİKA” hastalığı var.
Telefon titriyor.
“SON DAKİKA!”
Kalp hızlanıyor.
Açıyorsun…
“Hava sıcak.”
Teşekkür ederiz.
Temmuz ayında Bursa’nın Grönland olmadığını öğrenmiş olduk.
Bazı siteler var…
Takvim durmuş.
Son haber iki yıl önce.
Ama “son dakika” ibaresi hâlâ canlı.
Demek ki haber bekliyorlar.
Belki de internet sitesi bile sahibini bekliyor.
Bir de belediye koridorlarında dolaşanlar var.
Haber merkezinde göremezsiniz.
Yangında göremezsiniz.
Kazanın olduğu yerde göremezsiniz.
Ama belediyeye gidin…
Makam kapısının önünde mutlaka vardır.
Başkan kurdele keser…
Arka fonda yine aynı yüz.
Başkan fidan diker…
Yine orada.
Başkan çay içer…
Masanın kenarında yine aynı kişi.
Adam gazeteci değil…
Belediyenin demirbaşı olmuş.
Elbette herkes aynı değil.
Bu şehirde gece yarısı olay yerine koşan muhabirler var.
Sabaha kadar haber kovalayan editörler var.
Yağmurun altında kamerasıyla bekleyen kameramanlar var.
Bir satır bilgiyi doğrulamak için onlarca telefon açan gerçek gazeteciler var.
Onlar bu yazının muhatabı değil.
Çünkü gazetecilik, kartvizite unvan yazdırmakla başlamaz.
Gazetecilik, mikrofon satın almakla da başlamaz.
Gazetecilik; kimsenin görmek istemediği gerçeği, doğruluğundan emin olduktan sonra kamuoyuna aktarabilme cesaretidir.
Asıl mesele de burada.
Bugün Bursa’da 113 haber sitesi olabilir.
Yarın 213 olur.
Ertesi gün 313.
Logolar çoğalır.
Kartvizitler kabarır.
Sosyal medya hesapları büyür.
Ama bir şey eksilirse, geriye hiçbir şey kalmaz.
O da güven.
Çünkü reklam gazeteyi ayakta tutabilir.
Ama haberi ayakta tutamaz.
Haber olmazsa gazetecilik yaşamaz.
Bir gün öyle bir sabaha uyanabiliriz ki…
113 haber sitesi vardır.
Ama tek bir haber yoktur.
İşte o gün gerçekten “113 ACİL” demenin zamanı gelmiş demektir.
Çünkü acil olan sayı değildir.
Acil olan…
Gazeteciliğin kendisidir.
Bir tarafta ayakta kalabilmek için belediyelerle çalışmaya mecbur bırakılan gerçek gazeteciler…
Diğer tarafta ise belediyelerden nemalanmak için gazetecilik kılıfına bürünenler…
Gerçek gazeteciliğin en büyük sınavı da tam burada başlıyor.
Hadi bakalım
Şimdi bunun içinden siz çıkın…