KADIN KOLLARININ DUVARLARINI KALDIRIN

Yayınlama: 17.09.2026
138
A+
A-

Siyasette yıllar geçiren kadınlar çok iyi bilir…

Kadınlar seçim dönemlerinde hatırlanır.



Kapılar çalınırken, sokak sokak dolaşılırken, ev ev ziyaretler yapılırken, sandık başlarında sabahlanırken kadınların emeği çok değerlidir.

Kadınlar siyasetin görünmeyen kahramanlarıdır.

Ama ne zaman ki karar masasına gelinir, ne zaman ki yön verme, söz söyleme ve geleceği belirleme zamanı gelir; işte o zaman birçok kadın görünmez olur.

Belki de artık cesaretle sormamız gereken soru şudur:

Kadınları gerçekten siyasetin merkezine mi taşıyoruz, yoksa onları yıllardır ayrı bir alanda tutarak görünmez duvarlar mı örüyoruz?

Kadın kolları bir zorunluluk değil, bir tercihtir

Türkiye’de birçok insan, siyasi partilerde kadın kollarının kanunen zorunlu olduğunu düşünür.

Oysa 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda kadın kolları, siyasi partilerin zorunlu organı olarak düzenlenmemiştir. Kanun, siyasi partilerin kendi tüzükleriyle kadın kolları gibi yan kuruluşlar oluşturabilmesine imkân tanımaktadır.

Yani kadın kolları bir yasal mecburiyet değil, siyasi partilerin tercih ettiği bir örgütlenme biçimidir.

Tam da burada asıl soruyu sormamız gerekiyor:

Madem kadın kolları kanuni bir zorunluluk değildir, neden kadınları hâlâ siyasetin ayrı bir bölümünde değerlendiren anlayışı değiştiremiyoruz?

Bu soruyu sormak, yıllarca kadın kollarında emek veren milyonlarca kadının mücadelesini küçümsemek değildir.

Tam tersine…

Kadın kolları, Türkiye’de binlerce kadının siyasete adım attığı, örgütlenmeyi öğrendiği, mücadele ettiği önemli bir alan olmuştur.

Ancak artık yeni bir dönemi konuşmanın zamanı gelmiştir.

Çünkü kadınlar sadece çalışacak, taşıyacak, seçim kazanmak için emek verecek bir güç değildir.

Kadınlar karar veren, yöneten ve siyaset üreten eşit aktörlerdir.

Kadınlar siyasetin bir kolu değil, omurgasıdır

Bir siyasi partide kadınlar sadece kadın kollarında güçlü ise, orada gerçek anlamda bir eşitlikten söz etmek mümkün değildir.

Çünkü kadın siyaseti, kadınların kendi aralarında yaptığı toplantılardan ibaret değildir.

Kadın siyaseti; partilerin politikalarının belirlendiği, ülkenin geleceğine karar verilen bütün masalarda kadınların eşit söz sahibi olmasıdır.

Yıllardır gördüğümüz en büyük eksikliklerden biri şudur:

Kadınların emeği çok değerlidir ama kadınların iradesi aynı ölçüde değer görmez.

Delege seçimleri ve görünmeyen emek

Siyasetin temel taşlarından biri olan delege seçimlerinde de aynı sorunlarla karşılaşılır.

İlçe kongresi, il kongresi, kurultay delegeliği…

Kadınların adı çoğu zaman listelerde yer alır.

Ama gerçek mesele, bir listede kadın isminin bulunması değildir.

Gerçek mesele, o kadının gerçekten karar sahibi olup olmadığıdır.

Bir kadını sadece sayı tamamlamak için listeye yazmak, kadın temsilini güçlendirmez.

Demokrasi, kadınların adının yazılması değil; kadınların iradesinin duyulmasıdır.

Seçim zamanı hatırlanan kadınlar

Siyasetin en acı gerçeklerinden biri de şudur:

Kadınların emeği çoğu zaman seçim sandığına kadar hatırlanır.

Seçim yaklaştığında kadınların enerjisi aranır.

Kadınların çevresi, sabrı, fedakârlığı ve emeği büyük bir güç olarak görülür.

Ev ev dolaşan, sokak sokak çalışan, gecesini gündüzüne katan kadınlar seçim kampanyalarının görünmeyen kahramanları olur.

Ama seçim bittiğinde, sandıklar kapandığında ve makamlar dağıtıldığında aynı kadınların bir kısmı artık görünmez hâle gelir.

İşte burada durup düşünmek gerekir.

Siyaset sadece seçim kazanana kadar kadınların emeğine ihtiyaç duyuyorsa, burada gerçek bir kadın siyasetinden söz edebilir miyiz?

Siyaset, birlikte yürüdüğü insanları unutmamak demektir.

Siyaset, vefa ister.

Liyakat ister.

Emek veren insanların elinden tutmayı gerektirir.

Bir kadın milletvekilinin, bir kadın yöneticinin en önemli sorumluluklarından biri de kendisinden sonra gelen kadınların yolunu açmaktır.

Çünkü gerçek güç, sadece bir koltuğa oturmak değildir.

Gerçek güç, o koltuktan başkalarının da yükselmesi için güç verebilmektir.

Kadının önündeki duvar bazen nerede oluşur?

Kadın siyasetini konuşurken sadece erkek egemen anlayışı ele almak yeterli değildir.

Siyaset, zaman zaman kendi içinde rekabeti ve güç mücadelesini de büyüten bir alandır.

Bazen karar mekanizmasına gelen kadınlar, kendilerinden sonra gelen güçlü kadınları desteklemek yerine onları rakip olarak görebilir.

Oysa güçlü kadın, başka kadınlardan korkmaz.

Güçlü kadın, başka kadınların ışığını kısmaya çalışmaz.

Gerçek dayanışma, aynı fotoğraf karesinde yan yana durmak değildir.

Gerçek dayanışma, kendinden sonra gelen kadın için de bir yol açabilmektir.

Kadınların mücadelesi bir yarış değil, birlikte yükselme mücadelesidir.

Dünyadan öğrenilecekler

Avrupa’daki birçok sol ve sosyal demokrat partide tartışma artık sadece kadın örgütlerinin varlığı değildir.

Asıl tartışılan konu, kadınların karar mekanizmalarında ne kadar etkili olduğudur.

Bazı partiler kadın örgütlerini korurken, aynı zamanda parti yönetimlerinde kadınların güçlü şekilde temsil edilmesini sağlayan modeller geliştirmiştir.

Çünkü çağdaş siyaset şunu kabul etmektedir:

Toplumun yarısını oluşturan kadınları siyasetin kenarında tutarak gerçek bir demokrasi kurulamaz.

Türkiye’nin de artık bu tartışmayı cesaretle yapması gerekiyor.

Son söz

Siyasetin içinde geçen 30 yıl bana şunu öğretti:

Bir kadının mücadelesi sadece bir makama ulaşmak değildir.

Asıl mücadele, kendinden sonra gelen kadınların önündeki yolları açabilmektir.

Kadın kollarının duvarlarını kaldırmak demek, kadınların yıllarca verdiği emeği yok saymak değildir.

Tam tersine…

O emeğin önündeki görünmez engelleri kaldırmaktır.

Kadınlar siyasetin misafiri değildir.

Kadınlar siyasetin sahibidir.

Artık kadınlar sadece kapıları çalan değil, o kapıların ardında karar veren insanlar olmalıdır.

Çünkü bir ülkenin geleceği, kadınların sadece ne kadar çalıştığıyla değil; ne kadar söz sahibi olduğuyla değişir.

Şimdi o duvarları kaldırmanın zamanıdır…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.