Huzuru Ararken…

Yayınlama: 09.08.2026
24
A+
A-

Merhaba dostlar;

Hani bize sorulur ya, “Nasılsın?” diye… Ve biz “İyiyim.” deriz. Gerçekten iyi miyiz, yoksa…

Bu haftaki sohbet konumuz olan roman böyle. İsmi Huzur… Kapağını açıp okumaya başladığınızda karakterlerin huzursuzluğu ile karşılaşıyorsunuz. Aslında huzuru aramalarına tanık oluyorsunuz…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur isimli romanı… Başlayalım dostlar…

Roman, dört ana karakterin anlatıldığı dört bölüme ayrılmış. Mümtaz ana karakterimizdir. Bizler, Mümtaz’ın huzur bulma yolculuğunda ona eşlik ediyoruz. Mümtaz’ın Nuran’la tanışıp âşık olması ile yolculuğumuz başlıyor.

Romanı okurken, yazıldığı dönemdeki Türkiye’yi ve dünyayı da tanımak çok önemli.

Çünkü 1. Dünya Savaşı sonrası, 2. Dünya Savaşı’nın başlamasından bir gün öncesi anlatılır. Ve savaşın başlaması ile de roman biter…

Tanpınar romanda der ki:

“Bir dünya ki ister istemez bu akşam ağırlığını sırtımızda duyuyoruz.”

Nuran, eşinden ayrılmış, çocuğu ile yaşayan bir kadın. 1930’lu yıllarda kadın olarak yaşamanın vermiş olduğu zorluklara meydan okuyan, geleneksel sesleri de duyan; bir yandan da Cumhuriyet’in kazanımlarını sahiplenmiş bir kadın.

Mümtaz gibi kendisi de edebiyat, resim, şiir ve musikiden hoşlanmaktadır. Aynı zamanda Mümtaz’ın “huzursuz” hayatına “huzur” sağlayan da Nuran’dır…

Mümtaz ana karakterimizdir demiştim ya; aslında romandaki tüm karakterler bir bütünün ana parçalarıdır. Ve karakterlerin her birinin belirli bir kültür birikimi, hayat görüşü vardır…

Peki bu karakterlere Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e geçiş nesli olarak da bakabilir miyiz?

Kitabı okuduktan sonra siz karar verirsiniz…

Mümtaz ve Nuran birlikte İstanbul’u gezerler. Okuyucunun gözünde İstanbul bir şehir olmaktan çıkmış, dost kabul edilmiş ve dertleşilmiştir. Tanpınar, İstanbul’u ve İstanbulluyu uzun uzun tasvir eder.

Dostlar, yıl 1930’lar ve siz dönemin İstanbul’unu iki aşığın gözünden anlatan bir kitap okuyorsunuz.

Çünkü Mümtaz için Nuran İstanbul’dur, İstanbul da Nuran’dır…

Tanpınar, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş dönemi yazarıdır ve aynı zamanda Cumhuriyet neslinin ilk öğretmeni olarak da geçmektedir.

Huzur isimli kitabını okurken, yaşadığı dönemi çok daha iyi anlayıp o dönemi yaşayacaksınız…

“Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında…”

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mezar taşında da yazan bu mısralarla bilinen zaman kavramıyla mücadelesi, Huzur romanında da kendisini gösterir.

Aslında dostlar, Huzur isimli kitap bir üçlemedir.

Mahur Beste ilk roman,

sonra Huzur,

ve en son da Sahnenin Dışındakiler ile beraber üçleme tamamlanır…

Mahur Beste’de zaman kavramını eşya ile,

Sahnenin Dışındakiler’de bir karakterle,

Huzur’da ise içsel bir yolculukla…

Kitaptaki şu alıntı konuyu özetliyor:

“Niçin bugünü yaşamıyorsun Mümtaz?

Neden ya mazidesin ya istikbaldesin?”

Dostlar, 400 küsur sayfalık bir roman okuyorsunuz.

Ve aslında tek bir günü okuyorsunuz…

Mümtaz, Nuran ve Suat… Bu karakterler ile tanışmak için zaman ayırma vakti gelmiş olabilir.

Şayet bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız, bu roman sizin en iyi yoldaşınız olacaktır; koltuğunuzda otururken çayınızı yudumlarken…

Romanda geçen şu alıntılar ile sona gelelim:

“Dünyada koşarak hiçbir şey görülmez.

Alain ‘Düşünmek için durmak lazımdır.’ der…

Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir.

Asıl mesele, birbirimize hayatlarımızı verebilmektir…

Baştan aşağıya, sadece bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkabilmektir.”

Hoşça kalın…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.