DENİZ DALGIÇ: “KAÇAK İNŞAATLARI DURDURAMIYORUM!”

Yayınlama: 08.08.2026
Düzenleme: 08.08.2026 13:35
68
A+
A-

Her hafta Radyo Türk’te yayınladığımız, gazeteci arkadaşım Mehmet Ali Ekmekçi ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz “Çift Mikrofon” programının bu haftaki konuğu Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç oldu.

Deniz Dalgıç, göreve geldiği günden bu yana bazı kesimlerce çokça eleştirilen bir belediye başkanı oldu. İş dünyasından gelen, imkanları geniş bir ailede yetişen Dalgıç için daha en başından beri “Halkın ne kadar içinde?”, “CHP ile geçmişte ne kadar iç içeydi?”, “Bir iş insanı olarak halkın sorunlarını ne kadar biliyor?” gibi sorular soruldu.

Biz de tam bu noktadan yola çıktık.

Mudanya için projeleri var mı? Halkın yanında mı? Kaçak yapılar ve yıkımlar konusunda neden eleştiriliyor? “Kaçak inşaatları durduramıyorum” sözünün arkasında ne var? Belediyenin yetkileri ve imkanları gerçekten yeterli mi?

Ayrıca yalnızca Mudanya özelinde değil, yerel yönetimlerin en önemli sorunlarından biri olan belediyelerin siyasi tercihleri nedeniyle destek ve imkanlara erişiminde yaşanan farklılıkları da konuştuk.

Geçtiğimiz hafta programımızda konuk ettiğimiz Gürsu Belediye Başkanı Mustafa Işık da önceki dönemle ilgili benzer serzenişlerini dile getirmişti.

Halbuki yerel seçimlerde halkın tercih ettiği belediye başkanının siyasi kimliği, o kente sunulacak hizmetin ve belediyenin kullanabileceği imkanların önüne geçmeli mi?

Peki vatandaş-hizmet ikilemi ne olacak?

Deniz Dalgıç’ın tüm bu sorulara verdiği yanıtları, Mudanya için ortaya koyduğu projeleri ve belediyenin karşı karşıya olduğu sorunlara ilişkin değerlendirmelerini programımızda konuştuk.

Soruları biz sorduk, cevapları Deniz Dalgıç verdi.
Yorumu ise size bırakalım…

54 bin 882 bağımsız bölüm…

Söyleşinin en çarpıcı başlıklarından biri depremdi.

Dalgıç, Mudanya merkezindeki 11 mahallede 54 bin 882 bağımsız bölümün envanterinin çıkarıldığını, bina bazında risklilik tespitlerinin yapıldığını ve isteyen vatandaşlara kendi binasının durumunu gösteren bir “karne” verilebildiğini anlattı.

Ancak asıl dikkat çekici rakam, yapıların yaklaşık yüzde 70’inin riskli olduğunun ifade edilmesiydi.

Bu oran doğru kabul edildiğinde Mudanya açısından tablonun ne kadar ciddi olduğu ortada…

Dalgıç, kentsel dönüşüm konusunda ise “vatandaş elini taşın altına koymalı” yaklaşımına itiraz ediyor. Yıllar önce ruhsatı ve yapı kullanma izni bulunan bir evi satın alan vatandaşın, yıllar sonra ortaya çıkan risk nedeniyle bütün yükü üstlenmesini adil bulmuyor.

Çözüm olarak ise zeytinlikleri yok etmek yerine sahile yakın yerlere, sahile yakın depreme riskli yerleşim birimlerini ise daha güvenli olan zeytinlik bölgelerine taşımak…

Yani bir nevi değiş-tokuş…

Böylelikle hem vatandaşı hem zeytin varlığını koruyacak bir uzlaşma modeli oluşturmak gerektiğini savunuyor…

Ve Mudanya için üzerinde düşünülmesi gereken bir öneri.

Mudanya sadece denizden ibaret değil

Dalgıç’ın tarımla ilgili verdiği rakam da dikkat çekiciydi.

Mudanya’nın yaklaşık 350 kilometrekarelik yüzölçümünün 290 kilometrekaresinin tarımsal alan olduğunu söyledi.

Zeytin, şeftali, armut, üzüm, domates ve incir…

Mudanya’nın ekonomik geleceğinde tarımın önemli bir yeri var.

Ancak belediyenin yaklaşımı yalnızca üreticiye destek olmakla sınırlı değil. Geçtiğimiz yıl açılan zeytinyağı fabrikasının piyasaya alternatif oluşturduğunu, sıkım ücretlerinin tesisin açılmasıyla birlikte düşmesinin bunun bir göstergesi olduğunu anlattı.

Ve benzer bir modelin kara incir için planlanan soğuk hava tesisiyle de uygulanması hedefleniyor.

Mantık basit:

Üretici ürününü hasat döneminde hemen satmak zorunda kalmazsa, pazarlık gücü artar.

“Bir Başkadır Mudanya” sadece slogan mı?

Turizm konusunda ise daha uzun vadeli bir plan ortaya konuluyor.

Yaklaşık 40 kişilik Turizm Danışma Kurulu ve farklı meslek gruplarının katıldığı çalışmalar sonucunda Mudanya’nın 2050’ye kadar uzanan turizm vizyonunun oluşturulduğunu anlatan Dalgıç, yalnızca deniz, güneş ve tarihe dayalı bir turizm anlayışı yerine “deneyim turizmi”ni öne çıkarıyor.

Mudanya Mütarekesi elbette önemli. Ancak ilçenin 3 bin yıllık tarihinin, gastronomisinin, sokaklarının ve yerel yaşamının da turist tarafından deneyimlenmesi hedefleniyor.

Çeşmebaşı Sohbetleri ve bu yıl ilk kez düzenlenecek Gastro Mudanya da bu anlayışın parçaları olurken,doğa turizmiyle de katkı sağlanması hedefleniyor.

Amaç, turistin Mudanya’ya gelip sadece fotoğraf çekip gitmesi değil; Mudanya’yı yaşaması.

Midye sadece midye değil

Söyleşinin iştah açan başlıklarından biri de Tirilye ile Kapanca arasında kurulması planlanan midye çiftliği oldu.

Dalgıç, midyenin deniz suyunu filtreleyerek temizliğe katkı sağlayacağını ve projenin yalnızca ekonomik bir yatırım olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor.

Asıl hedef ise Mudanya’nın kendi ürettiği midyeyi bir kent lezzetine dönüştürmek.

Belki küçük bir ayrıntı gibi görünüyor ama şehirlerin turizm kimliği çoğu zaman tam da böyle ayrıntılarla oluştuğu da muhakkak!

..,

Mudanya’ya yazın 300 bin kişi geliyor

Trafik ve otopark konusu da kaçınılmaz olarak gündeme geldi.

Dalgıç, yaz aylarında Mudanya nüfusunun 300-350 binlere çıkabildiğini, hafta sonlarında ise ilçede yaşamayan yaklaşık 100 bin aracın Mudanya’ya giriş yaptığını söyledi.

Bu rakam doğruysa sorun yalnızca birkaç yeni otopark yapmakla çözülebilecek boyutta değil.

Toplu ulaşım, şehir planlaması ve bölgesel ulaşım akslarının birlikte ele alınması gerekiyor.

Dalgıç, İtalya’daki Cinque Terre örneğini vererek tarihi ve dar yerleşimlerde araç trafiğinin azaltıldığı bir modelin Mudanya için de düşünülebileceğini savunsa da,

Tüm şehir planlamasının ona göre düzenlenmesi gerektiği de önemli bir detay ve sanırım bu şimdilik belki de güzel bir hayal…

Ayazma yolu için onaylanan yaklaşık 20 kilometrelik karayolu projesinin ise ulaşım süresini 45 dakikadan yaklaşık 7 dakikaya düşürebileceğini ifade ediyordu ki, aradaki zaman farkı az buz sayılmazdı…

Ve bu, hem ulaşım hem de bölgenin turizm potansiyeli açısından çok önemliydi…

“Mudanya’nın denizi var ama denize giremiyoruz”

Belki de Mudanya’nın çelişkisini en iyi anlatan cümlelerden biri bu.

Dalgıç, İstanbul’dan gelen bir grup yaşlı kadının kendisine “Bir denize girecek yer yok mu?” diye sorduğunu anlattı.

Denizi olan bir ilçede vatandaşın denize girebileceği alanların yetersiz olması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele.

Güzelyalı, Arnavutköy, Kumyaka ve Tirilye’de balıkçı barınaklarının kıyı kullanımındaki etkisini de gündeme getiren Dalgıç, Mudanya’da kayıtlı endüstriyel balıkçı sayısının 3, buna karşılık balıkçı barınağı sayısının 4 olduğunu söyledi.

Bu da kıyı planlamasının yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyor.

Kaçak yapılaşma: “Neredeydiniz?” sorusuna cevabı

Söyleşinin en sert başlıklarından biri kaçak yapılaşmaydı.

Dalgıç, kaçak yapının tespit edilmesinin ardından belediyenin hemen yıkım gerçekleştirebildiği yönündeki algının doğru olmadığını söyledi.

Tutanak, mühürleme, encümen kararı, tebligat, para cezası, yıkım kararı ve ardından açılabilecek davalarla birlikte sürecin aylar, hatta yıllar sürebildiğini anlattı.

Ve çok net bir cümle kurdu:

“Belediye Başkanı olarak durduramıyorum.”

Bu cümle önemli.

Çünkü kaçak yapı yükselirken vatandaşın ilk gördüğü kurum belediye. Dolayısıyla sorumluluk da doğrudan belediyeye yükleniyor.

Ancak Dalgıç, belediyenin kolluk kuvveti olmadığını ve uygulama sürecinde hukuki ve idari engeller bulunduğunu söylüyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca Mudanya’nın değil, Türkiye’deki imar sistemi ve yerel yönetimlerin yetki sınırlarının da tartışılması gereken bir konuydu…

Ancak bunu ne kadar kişi biliyordu acaba?
Daha kolayına inanmak varken!

..,

“Benim 1 santimetrekare toprağım var, Büyükşehir’in yok”

Dalgıç’ın Büyükşehir Belediyesi ile ilgili değerlendirmeleri de yerel yönetim açısından önemliydi.

İlçe belediyelerinin kendi bölgelerindeki sorunları ve ihtiyaçları daha yakından bildiğini, özellikle ulaşım gibi konularda ilçe belediyelerinin görüşlerinin daha fazla dikkate alınması gerektiğini savunuyor.

Mudanya’nın trafik sorununu İstanbul Teknik Üniversitesi Ulaştırma Anabilim Dalı ile uzun süren bir çalışma sonucunda analiz ettiklerini, kavşak kavşak araç ve yaya sayımları yaptıklarını anlattı.

Hazırlanan çözüm paketinin Büyükşehir tarafından yeterince dikkate alınmadığını ifade ederken, İpar Caddesi’nin trafik yönünün değiştirilmesi gibi önerilerden de söz etti.

Buradaki asıl soru ise şu:

Yerel sorunların çözümünde karar yetkisi kimin elinde olmalı?

Bu soru yalnızca Mudanya için değil, Türkiye’deki bütün ilçe belediyeleri için önemli…

Siyasetin yön değiştirdiği gün

Söyleşinin son bölümünde ise konu siyasete geldi.

Deniz Dalgıç’a yeni partiye geçiş kararını sorduk.

Bunun tamamen bireysel bir karar olduğunu, kimseye baskı yapılmadığını ve herkesin kendi değerlendirmesiyle karar verdiğini söyledi.

Kendisini demokrat, cumhuriyetçi ve Atatürk’ün ilkelerine bağlı bir siyaset anlayışının parçası olarak tanımlayan Dalgıç, mevcut CHP’nin bu anlayıştan uzaklaştığını düşündüğünü ifade etti.

Yeni partiye geçişini ise “kurucu ayarlara dönüş” olarak tanımladı.

Delege sistemi konusunda da ise;

Parti yöneticilerinin daha geniş bir üye tabanı tarafından seçilmesinin manipülasyonu azaltacağını düşünüyor. 40 delege yerine binlerce kişinin oy kullanmasının vaat ve pazarlık ihtimalini azaltacağını savunuyor.

Bu da yalnızca bir parti içi demokrasi tartışması değil, Türkiye’de siyasi partilerin örgütlenme biçimi açısından da tartışılması gereken bir konu…

..,

Mudanya gerçekten “bir başkadır”

Söyleşinin sonunda yeniden Mudanya’yı konuştuk.

Caz festivali için satışa çıkarılan 750 biletin yaklaşık 5 dakikada tükendiğini anlatan Dalgıç, ekonomik şartlar nedeniyle festivalin iptal edilmesinden dolayı Mudanyalılardan ve Bursalılardan özür diledi.

Ancak o 5 dakikalık bilet satışını Mudanya’nın kültür ve sanata olan ilgisi açısından önemli buluyor.

Bence burada asıl mesele festivalin yapılıp yapılamaması değil.

Asıl mesele, Mudanya’nın kültüre, sanata, gastronomiye, tarihe, denize ve doğaya olan potansiyeli.

Denizi var, zeytini var, tarımı var, tarihi var, Tirilye’si, Kumyaka’sı, kırsalı ve gastronomisi var.

Eksik olan belki de bütün bu değerleri ortak bir plan içerisinde buluşturabilmek.

Söyleşide aklımda kalan ifadelerden biri de bu nedenle “12 ay Mudanya” oldu.

Çünkü mesele yalnızca yazın 300 bin kişiye hizmet verebilmek değil.

Mesele; 12 ay yaşayan, üreten, gezilen, deneyimlenen ve geleceğe hazırlanan bir Mudanya oluşturabilmek.

Bunun yolu da yalnızca belediyeden geçmiyor.

Üreticiden turizmciye, esnaftan vatandaşa, Büyükşehir’den merkezi yönetime kadar herkesin aynı masada buluşması gerekiyor.

Çünkü Mudanya’nın geleceği yalnızca bir belediye başkanının değil, Mudanya’da yaşayan herkesin ortak meselesi.

Ve evet…

Bir Başkadır Mudanya.

Ama bundan sonraki asıl mesele, bunun yalnızca güzel bir slogan olarak kalmaması…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Pinar Gültekin dedi ki:

    Teşekkürler