SİYASET SALONLARDA DEĞİL, MEYDANLARDA KAZANILIR!

Yayınlama: 30.06.2026
40
A+
A-

Yazıya başlamadan önce küçük bir not düşmek istiyorum…

Bugünkü yazımız biraz uzun olabilir. Ama son günlerde siyasette yaşanan gelişmeler ve değişen dengeler, birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar da önemli…

Son birkaç gündür Ankara’nın en çok konuştuğu konulardan biri, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekillerine ve teşkilatına peş peşe yaptığı “sahaya inin” çağrıları oldu.

Aslında Erdoğan yalnızca partisine bir talimat vermiyor; belli ki siyasette değişen dengeleri de tecrübesiyle okuyor.

Çünkü siyasetin ağırlık merkezi yeniden meydanlara kayıyor…

Bir tarafta uzun yılların iktidarıyla birlikte daha çok salonlarda görünmeye başlayan AK Parti, diğer tarafta ise CHP Genel Başkanlığına seçildiği günden bu yana meydan meydan gezen, toplumun farklı kesimleriyle buluşmayı sürdüren Özgür Özel var.

Bu tabloya tesadüf demek ise işin kolayına kaçmak olur sanki…

Hatırlayalım…

AK Parti’yi iktidara taşıyan en önemli unsur yalnızca Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği değildi. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden itibaren halkla kurduğu yakın ilişki, çarşıda, pazarda, sokakta vatandaşın arasında olması, geniş kesimlerin sevgisini ve güvenini kazanmasının en önemli nedenlerinden biri olarak gösterildi.

Ama bunun kadar önemli bir başka unsur daha vardı.

Ki bu da; Erdoğan’ın yanında halkla güçlü iletişim kurabilen, sokağın nabzını tutan, vatandaşın derdini dinleyen, mahalle mahalle, ilçe ilçe çalışan etkili bir siyasi kadro…
AK Parti’nin yükselişinde, güçlü liderlik kadar bu saha organizasyonunun da belirleyici olduğu inkar edilemez.

Belki de bu nedenle Erdoğan, yaklaşık çeyrek asırdır iktidarda kalmayı başarmış bir lider olarak siyasetin yalnızca salonlarda değil, meydanlarda kazanıldığını en iyi bilen isimlerden biri.
Ve son günlerde peş peşe yaptığı “sahaya inin” çağrıları da biraz bu siyasi tecrübenin yansıması …

Bugün ise aynı tabloyu görmek çok kolay değil.

Bunu tek bir nedene bağlamak da doğru olmaz!

Kuruluş döneminin etkili isimlerinin önemli bir bölümü artık AK Parti yönetiminde yer almıyor. Bir kısmı farklı siyasi oluşumlarda yoluna devam ederken, bir kısmı ise geçmişe göre çok daha geri planda bulunuyor.

İşin bir başka boyutu da yaklaşık çeyrek asırlık iktidarın zaman zaman oluşturabileceği rehavet ihtimali.

Uzun süre iktidarda kalan her siyasi hareket, farkında olmadan toplumdan uzaklaşma ve “nasıl olsa seçmen bizimle” rahatlığına kapılma riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Bir diğer önemli başlık ise ekonomi.

Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, emeklilerin ve dar gelirli vatandaşların yaşadığı sıkıntılar, sahaya çıkmayı geçmiş yıllara göre çok daha zor hale getirmesi…
Çünkü vatandaş artık yalnızca dinlenmek istemiyor; çözüm de görmek istiyor.

Bu nedenle muhalefetin meydanlarda olması doğal olarak daha kolay.

Çünkü mevcut ekonomik tablonun sorumluluğu iktidarda.

Ancak bu tek başına başarı anlamına da gelmez.

Muhalefetin de vatandaşla bağ kurması, güven vermesi ve sürekli sahada olması gerekir.

İşte Özgür Özel’in yaptığı tam da bu!

CHP Genel Başkanlığına seçildiği günden bu yana Türkiye’nin dört bir yanında mitingler düzenliyor, gelir gider dengesi bozulan, vergi yükü altında ezilen esnafı ziyaret ediyor, toplumun farklı kesimleriyle bir araya geliyor.

Üstelik bunu, CHP’de devam eden hukuki süreç ve mutlak butlan tartışmalarına rağmen ara vermeden hala sürdürüyor.

Dün halka seslenirken kullandığı ifadeler de sıradan bir siyasi söylemin çok ötesindeydi.

CHP’deki hukuk süreci farklı bir noktaya evrilirse, yeni bir siyasi yürüyüşün ve yeni bir oluşumun sinyallerini de verdi.

Önceliğinin CHP çatısı altında mücadele etmek olduğunu söylese de, farklı ihtimallere hazırlıklı olduğunun da mesajını veriyordu…

Bu nedenle önümüzdeki süreçte yalnızca CHP’nin değil, muhalefetin genel yapısının da yeniden şekillenmesi sürpriz olmayacak gibi…

Bu noktada İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun son dönemde izlediği siyaset de toplum nezdinde giderek daha fazla karşılık bulmakta..

Yalnızca milliyetçi seçmene değil, daha geniş toplumsal kesimlere ulaşmaya çalışan dili, demokrasi ve hukuk vurgusu yapan çıkışları, son günlerde düzenlediği kalabalık mitingle de birleşince İYİ Parti’nin yeniden hareket kazandığını da görüyoruz.

Olası yeni siyasi dengelerde, Özgür Özel’in öncülük edeceği bir siyasi oluşum ya da yeni bir ittifak ihtiyacı doğarsa, Müsavat Dervişoğlu’nun en önemli aktörlerden biri olması ise bu durumda şaşırtmaz…

Kaldı ki böyle bir birlikteliğin yalnızca merkez sağdan değil, farklı siyasi geleneklerden de destek bulabilecek daha geniş bir demokrasi ittifakına dönüşme ihtimali de göz ardı edilmemeli.

Diğer taraftan Cumhur İttifakı’nın bugünkü yapısına bakıldığında ise yükün büyük ölçüde AK Parti’nin üzerinde olduğu görülüyor.
MHP, Devlet Bahçeli’nin siyasi ağırlığı nedeniyle ittifak içinde farklı bir yerde duruyor. Diğer ortakların ise gerek kamuoyundaki karşılıkları gerekse seçimlere sağlayabilecekleri katkı bakımından tartışıldığı muhakkak!

Bugün AK Parti denildiğinde seçmenin aklına ilk gelen isim hiç kuşkusuz Recep Tayyip Erdoğan.

Bu, bir yandan güçlü liderliğin göstergesi.
Diğer yandan ise siyasetin yükünün büyük ölçüde tek bir ismin omuzlarında toplanması anlamına da geliyor.

Türk siyasetinde bunun örneğini daha önce de gördük:
Turgut Özal döneminde ANAP, Türkiye’nin en güçlü siyasi hareketlerinden biriydi. Ancak Özal’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından parti eski dinamizmini koruyamadı ve zamanla siyaset sahnesindeki ağırlığını kaybetti.

Burada ANAP’ı; CHP, MHP ya da kökleri Milli Görüş geleneğine dayanan, farklı isimlerle yoluna devam etse de bugün Saadet Partisi çatısı altında varlığını sürdüren siyasi çizgiyle aynı yerde değerlendirmek doğru olmaz!

Çünkü CHP, MHP ve Milli Görüş geleneğini temsil eden partiler, liderleri değişse de temsil ettikleri düşünce sayesinde bir şekilde ayakta kalmayı başardı.

Lider merkezli partilerde ise tablo biraz daha farklı oluyor!

Lider kadar, onun yetiştirdiği kadrolar ve kurumsal yapı da belirleyici hale geliyor.
Sanırım Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde peş peşe yaptığı “sahaya inin” çağrılarının altında yatan nedenlerden biri de bu!

Ve 25 yıldır iktidarda olan bir lider olarak, siyasette hiçbir başarının kendiliğinden devam etmeyeceğini en iyi bilen isimlerden…

Çünkü siyaset hayatın özünde de olduğu gibi boşluk kabul etmiyor;

Siz vatandaşın arasından çekildiğinizde, o boşluğu mutlaka birileri doldurur.

Ve bugün görünen o ki Türkiye’de siyasetin yönünü yeniden meydanlar belirliyor.

Hiçbir iktidar yalnızca salonlarda güçlenmez.

Hiçbir muhalefet de yalnızca kürsülerde büyümez.

Çünkü siyasetin gerçek nabzı, her zaman vatandaşın yanında atar…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.