CHP’de yaşananlar artık yalnızca Ankara kulislerinin konusu değil.
Bursa da bunun en dikkat çeken örneklerinden biri…
Görevden alınan İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’ın yerine eski İl Başkanı Turgut Özkan atanırken, örgütün önemli bir bölümü halen il binasında nöbet tutmaya devam ediyor. Yapılan açıklamalarda ise il binasının teslim edilmeyeceği vurgulanıyor.
Buradaki itirazın ise yalnızca isimler üzerinden okunması sanırım eksik kalır.
Kaldı ki Nihat Yeşiltaş, önceki üç adaylı kongrede, ki bunlardan biri Turgut Özkan’dı, iki adayın aldığı toplam oya yakın bir destek alarak açık ara seçimi kazanmış; sonraki kongrede ise tek aday olarak yeniden seçilmişti.
Hal böyle iken Yeşiltaş, yönetimi ve örgütün azımsanmayacak bir kesimi ortaya çıkan tabloyu yalnızca bir görev değişikliği olarak değerlendirmiyor.
“Seçilerek geldik, kongreyle gideriz” diyorlar…
Aslında Bursa’da yaşanan tablo, CHP genel merkezindeki tartışmanın yerel ölçekteki yansıması da diyebiliriz.
Nasıl ki Ankara’da parti tabanının önemli bir bölümü kurultayın yapılmasını ve son sözü delegelerin söylemesini istiyorsa, Bursa’da da benzer bir anlayış savunuluyor.
Bir tarafta genel merkezin atama yetkisini savunanlar, diğer tarafta ise seçimle oluşan iradenin yine seçimle değişmesi gerektiğini düşünenler…
Ancak mevcut durum da ortada…
Kurultay beklentileri gittikçe silikleşiyor.
Kaldı ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarına ve televizyon programlarındaki değerlendirmelerine bakıldığında kurultayın kısa sürede yapılacağına dair bir işaret görülmüyor.
Tam tersine, açıklamalar sürecin uzayacağını düşündürüyor.
Üstelik süreç uzadıkça yalnızca parti içi tartışmalar büyümüyor; seçmenin beklentileriyle siyaset arasındaki mesafe de açılıyor.
Erken seçim olur mu, baskın seçim gelir mi bilinmez.
Ancak hazırlıksız yakalanmanın bedeli ağır olur.
Bu nedenle kulislerde anlatılan hazırlıkların doğru olması halinde, yeni parti çalışmalarının bugünden başlaması şaşırtıcı değil.
İddialara göre Özgür Özel cephesi yalnızca bir kurultay hesabı yapmıyor.
Yeni bir siyasi oluşum için de ciddi şekilde çalışıldığı konuşuluyor.
Hatta hazırlıkların yalnızca Ankara ile sınırlı olmadığı, büyükşehirlerin yanı sıra Anadolu’da da yeni yapılanma için çalışmalar yürütüldüğü öne sürülüyor.
Ve yeni partinin kurulması halinde yalnızca il ve ilçe başkanlarının değil, çok sayıda belediye başkanının, milletvekilinin ve belediye meclis üyesinin de yeni yapıya katılacağı ifade ediliyor.
Bu nedenle olası yeni oluşumun sıfırdan kurulacak bir parti değil, hazır örgüt yapısıyla yola çıkabilecek bir hareket olacağı belirtilirken;
Merkez sağdan ve Atatürk milliyetçisi çizgiden tanınmış bazı isimlerle temasların sürdüğü,
Nedenin ise yalnızca CHP tabanına seslenen bir yapı kurmak değil, merkez sağ seçmene, milliyetçi seçmene ve mevcut muhalefet bloğunun dışında kalan kesimlere de ulaşabilmek olduğu dile getiriliyor.
Ki bu durumda siyasette uzun zamandır merkez sağ boşluğunun olduğunu da unutmamak gerek!
…
Bu süreçte dikkat çeken isimlerden biri de İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu olduğu da muhakkak.
Zira Dervişoğlu, mutlak butlan kararının açıklandığı ilk günden itibaren bunun demokrasiye ve seçilmiş iradeye müdahale anlamına geldiğini savundu. Kurultayla seçilmemiş bir yönetimi siyasi muhatap olarak görmeyeceğini de açıkça ifade etti.
Son değerlendirmelerinde ise dikkat çekici bir hatırlatma yaptı.
Muhalefeti eleştirdiğinde kendisine “Muhalefet muhalefeti eleştirmez” denildiğini, oysa yaptığı eleştirilerin kişilerle değil, muhalefetin geleceğiyle ilgili olduğunu belirtti.
Ve bugün yaşananlara bakıldığında bu sözler daha bir dikkate alınır oldu…
Ayrıca CHP’nin uzun süredir içinde bulunduğu kaos ortamı nedeniyle oluşan muhalefet eksikliğini Dervişoğlu’nun elinden geldiğince doldurmaya çalıştığı ve hatta bu çabaların İYİ Parti’nin son dönemdeki yükselişinde etkili olduğu yönündeki değerlendirmeler de gözden kaçırılmamalı.
Bu nedenle olası bir yeni siyasi denklemde ya da kurulabilecek bir muhalefet iş birliğinde İYİ Parti’nin nasıl bir rol üstleneceğine yönelik beklenti de oldukça yüksek.
…
Siyasetin hali bu iken toplumun gündemi aslında bambaşka.
Emekliler temmuz ayında açıklanacak artışın yeterli olup olmayacağını merak ediyor.
Asgari ücretliler ara zam yapılacak mı sorusunun cevabını bekliyor.
Ev kiraları, faturalar ve mutfak masrafları her geçen gün daha fazla konuşuluyor.
Ve milyonlarca insanın gündemi geçim derdiyken, ana muhalefetin aylarca kendi iç hesaplaşmalarına sıkışması seçmende ciddi bir yorgunluk oluşturuyor.
Sokakta hissedilen duygu öfkeden çok bıkkınlık.
Türkiye’nin gündemi geçim sıkıntısı, ekonomi ve gelecek kaygısıyken muhalefetin de kendi iç hesaplaşmalarını tamamlayıp önüne bakması, yol haritasını netleştirmesi ve artık sahaya inmesi gerekiyor.
Aksi halde tartışmalar devam eder, kurultaylar yapılır, koltuklar değişir…
Ama siyaset beklemez.
Ve seçmen de sonsuza kadar beklemez…
Zaten bekletmemeli de…