Bir ülkeyi değiştirmek isteyenler, önce siyaset yapma biçimini değiştirmeye hazır mı?
Sevgili okurlarım,
Bugün sizlerle sadece bir siyasi tartışmayı değil, hepimizin geleceğini ilgilendiren daha büyük bir soruyu konuşmak istiyorum.
Aynı siyaset anlayışıyla, aynı alışkanlıklarla ve aynı yöntemlerle gerçekten yeni bir Türkiye kurabilir miyiz?
Bu soruyu sormak kolay değildir.
Çünkü siyaset sadece seçimlerden, sandıktan ve makam mücadelelerinden ibaret değildir. Siyaset; insanların hayatına dokunan, umutlarını şekillendiren ve bir ülkenin geleceğini belirleyen büyük bir sorumluluk alanıdır.
Yıllarını siyasetin içinde geçirmiş biri olarak şunu çok iyi biliyorum:
Bir ülkeyi değiştirmek isteyenler, önce kendilerine şu soruyu sormalıdır:
Biz gerçekten sadece yönetenleri mi değiştirmek istiyoruz, yoksa yönetme biçimini de değiştirmeye hazır mıyız?
Çünkü gerçek değişim, sadece koltukların değişmesi değildir.
Gerçek değişim; düşünce biçiminin, kurumlara bakışın ve siyaset kültürünün değişmesidir.
Türkiye son yıllarda çok önemli kırılmalardan geçti.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, demokrasi tarihimizin en ağır travmalarından biri oldu. O gece hepimiz gördük ki bir ülkenin güvenliği ve geleceği sadece yöneticilerin iradesiyle değil; güçlü kurumlar, hukuk devleti anlayışı ve demokratik değerlerle korunabilir.
Sonraki yıllarda ise Türkiye’de hukuk, demokrasi ve seçilmiş iradenin korunması üzerine yoğun tartışmalar yaşandı.
Özellikle muhalefet partileri ve seçilmiş yerel yönetimler üzerinden yürüyen süreçler, toplumun farklı kesimlerinde farklı değerlendirmelere neden oldu.
Bir kesim bu süreçleri demokrasi ve milli irade açısından sorun olarak görürken, iktidar tarafı ise yapılan işlemlerin hukuki süreçler olduğunu ifade etti.
Ancak bütün bu tartışmaların üzerinde durmamız gereken temel bir gerçek var:
Bir ülkede adalete olan güven zayıflarsa, bundan sadece bir kesim değil, toplumun tamamı etkilenir.
Çünkü hukuk, sadece bugün güçlü olanların değil; yarın herkesin güvencesidir.
Bir yurttaşın siyasi görüşü ne olursa olsun, kendisini aynı hukuk düzeninin koruduğuna inanması gerekir.
Çünkü güçlü devlet; sadece güçlü yönetimlerden değil, güçlü kurumlardan oluşur.
Sevgili okurlarım,
Bugün Türkiye siyasetinin en önemli meselelerinden biri de yenilenme meselesidir.
Siyaset geçmişin emeğine saygı duymalıdır. Çünkü hiçbir siyasi hareket, yıllarını veren insanların mücadelesi olmadan büyüyemez.
Ancak emek, değişimin önünde duran bir duvar değil; geleceğe açılan bir köprü olmalıdır.
Bir siyasi hareketin gücü, sadece geçmişte kaç yıl var olduğuyla ölçülmez.
Asıl güç; kaç nitelikli insan yetiştirdiği, kaç yeni fikir ürettiği ve geleceğin kadrolarını nasıl hazırladığıyla ölçülür.
Tam da burada liyakat meselesi karşımıza çıkıyor.
Liyakat sadece bir göreve gelmek değildir.
Liyakat; bilgi, deneyim, ahlak, sorumluluk ve topluma karşı hesap verebilme anlayışıdır.
Bir siyasi hareket, kendisine en yakın olanı değil; ülkeye en fazla katkıyı sunacak insanı öne çıkardığı zaman büyür.
Çünkü iktidar olmak isteyen bir parti, sadece bugünün sorunlarına değil, yarının Türkiye’sine de hazırlanmak zorundadır.
Dünyadaki güçlü sol ve sosyal demokrat hareketlere baktığımızda dikkat çeken en önemli özelliklerden biri kendini yenileme kapasiteleridir.
Birçok Avrupa sol partisinde üyelik, sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir aidiyet değildir.
Üyeler; eğitim süreçleriyle, parti okullarıyla, politika üretme çalışmalarına katılımlarıyla ve yerel örgütlenmeler aracılığıyla siyasal hayatın aktif bir parçası olmaya çalışırlar.
Çünkü bilirler ki:
Bir siyasi hareketin en büyük sermayesi sadece mevcut yöneticileri değil, yetiştirdiği yeni kadrolardır.
Tecrübe değerlidir.
Ama tecrübenin görevi koltuğu korumak değil, yeni insanlara yol açmaktır.
Siyasetin en önemli sorularından biri şudur:
Bir görev, yeni insanların yetişmesine imkan mı sağlıyor, yoksa değişimin önünde bir engel mi oluşturuyor?
Aynı isimlerin, aynı görevlerin ve aynı yöntemlerin sürekli tekrarlandığı bir siyaset anlayışı, toplumdaki değişim hızını yakalamakta zorlanır.
Çünkü toplum değişir.
Gençler değişir.
Dünyanın sorunları değişir.
Ama siyaset kendini yenileyemezse, geleceğe geçmişin yöntemleriyle cevap vermeye çalışır.
Sevgili okurlarım,
Kadınların ve gençlerin siyasetteki yeri de bu yenilenmenin en önemli göstergelerinden biridir.
Kadınlar siyasetin sadece emek verenleri değil, karar verenleri olmalıdır.
Gençler sadece geleceğin yöneticileri olarak görülmemeli; bugünün karar süreçlerinde yer almalıdır.
Çünkü kadınların ve gençlerin olmadığı bir siyaset, toplumun tamamını eksik temsil eder.
Siyaset insan yetiştirme sanatıdır.
Bir ülkeye iktidar olmak isteyenler, önce o ülkeyi yönetecek insan kaynağını oluşturmak zorundadır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı sadece yeni bir tabela değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir siyasi kültürdür.
Bu kültür;
Eleştiriden korkmayan,
Farklı düşünceleri tehdit olarak görmeyen,
Liyakati esas alan,
Kurumları kişilerin üzerinde tutan,
Ortak aklı merkeze alan bir anlayıştır.
Çünkü hiçbir ülke sadece bir kişinin gücüyle yükselmez.
Hiçbir siyasi hareket sadece geçmiş başarılarıyla geleceği kazanamaz.
Gelecek; kendini yenileyebilenlerin, hatalarından ders çıkarabilenlerin ve toplumun değişen ihtiyaçlarını anlayabilenlerin olacaktır.
Bugün hepimizin önünde bir soru var:
Sadece mevcut olanın karşısında durmak mı?
Yoksa gerçekten yeni bir yönetim anlayışı kurmak mı?
Bence asıl mesele budur.
Çünkü halk sadece bir iktidarın değişmesini istemez.
Halk, yerine gelecek yapının daha adil, daha liyakatli ve daha güvenilir olacağına inanmak ister.
Aynı siyasetle yeni bir Türkiye mümkün değildir.
Yeni bir Türkiye için önce yeni bir siyaset anlayışı gerekir.
Akılla…
Emekle…
Vicdanla…
Ve ortak geleceğimize olan inançla…
Fatoş Öztetikler Birinç