HALKIN DEFTERİ

Yayınlama: 16.07.2026
15
A+
A-

Türkiye’nin Sessiz Çığlığı

Kadınlar ve Çocuklar Güvende mi?

Sabah uyanıyoruz.

Telefonumuzu elimize alıyoruz.

Bir kadın öldürülmüş…

Bir çocuk istismara uğramış…

Bir çocuk kaybolmuş…

Başka bir şehirde küçücük yaşta bir çocuk uyuşturucu çetelerinin içine sürüklenmiş…

Bir anne yardım istemiş…

Bir kadın defalarca şikâyette bulunmuş…

Bir çocuk “Beni kimse duymadı.” demiş…

Ve biz…

Haberi okuyup bir sonrakine geçiyoruz.

İşte beni en çok korkutan da bu.

Artık yaşananlar değil…

Yaşananlara alışıyor olmamız.

Bir toplum için en büyük tehlike yalnızca suçun artması değildir.

Asıl tehlike, vicdanın yavaş yavaş sessizleşmesidir.

Bugün kadınların güvenliği konuşuluyor.

Çocukların güvenliği konuşuluyor.

Sokakların güvenliği konuşuluyor.

Dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisi konuşuluyor.

Ama ben başka bir soru sormak istiyorum.

Biz gerçekten neyi kaybediyoruz?

Bir çocuğun korkmadan oyun oynayabildiği sokakları mı?

Bir kadının gece evine dönerken kendini güvende hissetmesini mi?

Yoksa birbirimize duyduğumuz güveni mi?

Bu yazıyı kaleme alırken uluslararası raporları, resmî verileri ve uzman değerlendirmelerini inceledim. Gördüğüm ortak gerçek şu oldu:

Kadınların ve çocukların güvenliği yalnızca güvenlik güçlerinin ya da mahkemelerin sorunu değildir; bu, toplumun tamamını ilgilendiren bir vicdan meselesidir.

Birleşmiş Milletler’in yayımladığı veriler, dünyada kadınlara yönelik ölümcül şiddetin hâlâ çok ciddi boyutlarda olduğunu ortaya koyuyor.

UNICEF ise çocukların artık yalnızca sokakta değil, dijital dünyada da yeni tehditlerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye’de de kadın cinayetleri, çocuk istismarı, akran şiddeti, dijital zorbalık, madde bağımlılığı ve çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına ilişkin haberler neredeyse her gün gündeme geliyor.

Belki de asıl tehlike, bütün bunların sıradanlaşmaya başlamasıdır.

Çünkü hiçbir toplum, acıya alışacak kadar yorgun olmamalıdır.

Ben bu yazıda kimseyi suçlamak için kalem tutmuyorum.

Kimseyi aklamak için de…

Ben sadece şu sorunun peşinden gidiyorum:

Kadınlar ve çocuklar gerçekten güvende mi?

Eğer bu soruya hep birlikte, hiçbir tereddüt duymadan “Evet.” diyemiyorsak…

O zaman konuşmaya devam etmek zorundayız.

Çünkü suskunluk hiçbir çocuğu korumaz.

Hiçbir kadını yaşatmaz.

Hiçbir toplumu daha güvenli hâle getirmez.

Bu yazı bir iddianame değildir.

Bir çağrıdır.

Vicdanlara yapılan bir çağrı…

Siyasete yapılan bir çağrı…

Kurumlara yapılan bir çağrı…

Anne babalara, öğretmenlere, komşulara ve hepimize yapılan bir çağrı…

Çünkü çocuklar yalnızca ailelerin değil, toplumun emanetidir.

Kadınların yaşam hakkı ise tartışmaya açık bir konu değil, en temel insan hakkıdır.

Belki bu yazı tek başına hiçbir şeyi değiştirmeyecek.

Ama her değişim, önce bir kişinin gerçeği yüksek sesle söylemesiyle başlar.

Ben de bugün o gerçeği kayda geçiriyorum.

Çünkü unutulan acılar tekrar eder.

Kayda geçen gerçekler ise bir gün mutlaka karşılığını bulur.

Halkın Defteri Notu

Bir toplumun gerçek gücü, en güçlü insanlarını değil; en savunmasızlarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.

Halkın Defteri devam edecek…

Gelecek hafta:

Kadın cinayetleri yalnızca rakamlardan mı ibaret? Yoksa göz göre göre gelen ölümler mi?

Fatoş Birinç

Halkın Defteri

“Gerçeği kayda geçirmek için…”

Her hafta yeni bir dosya ile bursayaziyor.com’da sizlerle buluşacağım.

Görüşleriniz ve önerileriniz benim için çok değerli…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.