*“Yeniden iyi biri olmak mümkün müdür?” – Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı üzerine…
Cumhuriyet, laiklik ve hukukun üstünlüğü; bir ülkenin sadece bugününü değil, çocuklarının yarınını da koruyan en güçlü teminatlardır. Bu değerlerin kıymetini anlamak için bazen kendi tarihimize bakmak yetmez; onları kaybeden toplumların hikâyelerini de okumak gerekir.
Merhaba dostlar;
“Yeniden iyi biri olmak mümkün müdür?”
Üzerinde konuşacağımız kitabın belki de en vurucu cümlesiyle başlamak istedim. Bu hafta kitap hakkında sohbet edeceğiz. Filmi de var; ancak bence önce kitabı okuyun, sonra isterseniz filmini izleyin. Kitabımız, Uçurtma Avcısı… Khaled Hosseini’nin kaleminden…
Kurgu mu, yoksa yaşanmış bir hikâye mi? Okuyucuyu bu ikilemde bırakan bir eser…
Afganistan’ın dününe, bugününe ve yarınına iki çocuğun dostluğu ve büyüme hikâyesi üzerinden tanıklık ediyoruz.
Aslında kitap özünde bir ülkenin hikâyesini anlatıyor. Bunu ise kardeşlik, dostluk, ihanet, suçluluk ve kefaret duygularıyla harmanlıyor.
Öyle bir kitap ki; okurken yeniden çocuk oluyorsunuz. Çocuk kalbinizle ayrımcılığa uğruyor, iftiraya maruz kalıyor, ayrılık acısı yaşıyor; yoksulluğu ve savaşı hissediyorsunuz. Aynı zamanda yaşadığınız ülkenin adım adım kötüye doğru dönüşmesine tanıklık ediyorsunuz.
Siz de büyüyorsunuz… Yavaş yavaş…
Elinizde bir kitap değil de sanki zamanın içinde dönen bir çark var. Tek bir duyguda kalmıyor, duygudan duyguya savruluyorsunuz.
İki kahramanımız var: Emir ve Hasan…
Afganistan’da Hazara ve Peştunlar arasındaki etnik ayrım, kitabın merkezinde duruyor. Peştun olan Emir, Hazara olan Hasan…
Bu kitap biraz da “susmak” üzerine yazılmış, dostlar…
Emir susuyor, Hasan susuyor, ülkesini kaçak yollarla terk edenler susuyor. Ülke avuçlarımızın arasındaki kum misali kayıp giderken insanlar susuyor.
İbn Haldun der ki:
“Toplumların kaderi, yaşadıkları yerlerin sınırları ile başlar; ama orada bitmez.”
İki arkadaş uçurtma şenliğine katılıyor ve son ikiye kalıyorlar.
Emir’in kopan uçurtmasının peşine Hasan düşüyor.
Hasan’ın “Senin için bin kez de olsa!” sözü; dostluğun sınıf farklarının çok ötesinde olduğunu anlatıyor. Hasan, sadakatin, vicdanın ve saflığın adeta ete kemiğe bürünmüş hâli. Emir’e “Ağa” diye hitap etmesi ise koşulsuz bağlılığının en güçlü göstergesi.
Emir ise bu yarışmaya babasının sevgisini ve takdirini kazanabilmek için katılıyor. Çünkü baba sevgisi ve onayı, karakterinin şekillenmesindeki en önemli yapı taşlarından biri.
Kopan uçurtma ise aslında Emir’in kendi vicdanıyla arasındaki bağın kopuşunu simgeliyor.
İşte Emir’in boğazına o demir bilyenin oturduğu an…
Hikâye tam da burada başlıyor.
Biz de Afganistan’ın değişimini, Emir’in ve Hasan’ın yutkunup da yutamadıkları o demir bilye üzerinden öğreniyoruz.
Pişmanlık…
Her insanın pişmanlıkları vardır. Ama bazı pişmanlıklar vardır ki insan, zamanda yolculuk yapabilse bile dönüp o olayı değiştirmeye cesaret edemez.
Yazar; Emir’in yüreğinde sakladığı, kendine bile itiraf etmekte zorlandığı pişmanlığı ve içsel mücadelesini anlatırken, farkında olmadan bizi de kendi vicdan yolculuğumuza çıkarıyor.
Kitabı bitirip kapağını kapattığınızda yüreğinizin sızladığını hissedeceksiniz.
Kitapta geçen şu cümle uzun süre aklınızdan çıkmayacak:
“Buradaki en bol şey, çocukluğunu yitirmiş çocuklar.”
Ve son sayfayı çevirdiğinizde, dudaklarınızdan yine aynı soru dökülecek:
“Yeniden iyi biri olmak mümkün müdür?”
Dostlar;
Yazarı farklı yönleriyle eleştirebiliriz; ancak bu kitabı o tartışmaların dışında değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.
2007 yapımı Persepolis isimli animasyon filmi de İran’ın dönüşümünü küçük bir kız çocuğunun gözünden anlatır. Khaled Hosseini ise Afganistan’ın değişimini iki insan arasındaki dostluk, pişmanlık ve kefaret üzerinden anlatmayı seçiyor.
Belki de bu yüzden Uçurtma Avcısı, sadece Emir ile Hasan’ın değil; bir ülkenin vicdanının, çocukluğunun ve geleceğinin hikayesidir.
Hoşça kalın.