Bir Güney Kore dizisinin bıraktığı izler üzerine…
(When Life Gives You Tangerines)
Hafta sonuna girerken, üstelik havanın da biraz kapalı geçeceği söylenirken, belki bir fincan kahve eşliğinde kendinize ayıracağınız birkaç saat vardır diye düşündüm. Bu yüzden sizlerle, izledikten aylar sonra bile etkisinden çıkamadığım bir hikayenin bende bıraktığı duyguları paylaşmak istedim…
Merhaba dostlar…
Bu bir film, dizi ya da kitap tavsiye yazısı değil; sadece seyrettiğim film, dizi ya da okuduğum kitapların bende bıraktığı izleri, duyguları paylaşıp sohbet edeceğiz.
Birkaç ay oldu seyredeli fakat hala etkisinde kaldığım Güney Kore dizisi ile sohbete başlayalım. 16 bölüme “hayatı” sığdıran bu Güney Kore dizisi, sizlerle tanışma yazım olsun.
“Sanırdım ki hayat ilkbahardan yaza, güzden kışa gider ama öyle değil. Hayatta bazen kış oluyor ve bazen de bahar geliveriyor.”
Aile ve ülke… Bu iki kavram da koruma, kendini bulma ve aidiyet olarak birbirine benzerler. Bu dizi, bir ailenin hayat yolculuğu ile Güney Kore’nin geçirdiği sosyo-ekonomik değişimlere dair önemli bir bakış açısı sunuyor.

Hani özlediğimiz Yeşilçam filmleri vardır ya; Münir Özkul – Adile Naşit’li aile filmleri… O tadı kilometrelerce uzaktan esen rüzgarla hissediyorsunuz.
“Zor günlerim oldu ama hiç yalnız günüm olmadı. Dönüp baktığımda hayatım hep cennetti.”
Dizide geçen bu replik, günümüz insanının aslında neye ihtiyacı olduğunu özetliyor belki de…
Diziyi seyredenler “çok ağladım” diyebilirler fakat “hüzün kokan” bir dizi değil; aksine “umut kokan” bir dizi…
Üç neslin hikayesine üç kadınla şahit oluyoruz; deniz kokan bir kadın, şiirin kalbine dokunan kadın, geleceğe umutla bakan kadın… Her bir nesil diğerine hayat dersleri veriyor, yüreklerine umut tohumlarını atıyor.
“Benim hayatım” diye bir şey olmadığını, herkesin birbirinin kaderine değdiğini ilmek ilmek içimize yazıyor.
Sıradan bir aşk hikayesi izlemeyeceksiniz; hayatın zorluklarına rağmen aşkı ve sevgiyi kaybetmemenin öyküsünü izleyeceksiniz.
“Hayat sana mandalina verdiğinde sadece meyve suyu yapma, tadını çıkar. Acılık ve tatlılık bir nedenden dolayı birbirine karışır.”

Ve sona geldiğimizde…
Tarık Buğra’nın Küçük Ağa isimli kitabında şu cümleler geçer:
“Evliya Çelebi onun için bir tek cümleden ibaretti: Gün akşamlıdır devletlim; dün doğduk, bugün ölürüz!..”
Dizinin finalinde ise şöyle bir replik vardır ve seyirciyi silkeler:
“Birlikte son bir kere, beraber dört mevsim daha geçirmek…”
Bir sonraki yazıda başka bir hikayenin bıraktığı izlerde buluşmak dileğiyle…
Hoşça kalın dostlar…