Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, 16 Ekim Cuma günü Bursa’da basın mensuplarıyla buluştu.
Bursa Yazıyor adına katıldığım toplantıda basının ilgisi oldukça yoğundu diyebilirim.
Uzun zamandır böylesine geniş katılımlı, soru-cevap ağırlıklı ve yaklaşık üç saat süren bir basın toplantısına rastlamamıştım.
Ve toplantının içeriği kadar Ağıralioğlu’nun gazetecilerle kurduğu iletişim de üzerinde durulmaya değerdi.
ÖNCE KAHVALTI, ARDINDAN SİYASET SOHBETİ
Buluşma, Anahtar Parti Bursa İl Başkanlığı’nda düzenlenen kahvaltıyla başladı.

Burada bir parantez açayım. Bursa’da gördüğüm siyasi parti il başkanlıkları arasında fiziki imkanları açısından en iyilerinden biri Anahtar Parti’ninki diyebilirim. Geniş toplantı salonu, yemek alanı ve terasıyla oldukça ferah bir mekan.
Kahvaltıya katılan Ağıralioğlu, gazetecilerle sohbet ettikten sonra toplantı salonuna geçti.
Kısa bir hoş geldiniz konuşmasının ardından toplantının interaktif ilerlemesini, gazetecilerin sorularıyla şekillenmesini istedi.
Bence yerinde bir tercihti. Çünkü siyasetçilerin uzun konuşmalarının ardından gazetecilere sınırlı soru hakkı tanınmasına alışığız.
Bu kez sorulara geniş yer ayrılırken, Ağıralioğlu’nun da ayrıntılı yanıtları zaman zaman başka konulara kadar uzandı.
Ve güçlü hitabeti,uzun yanıtları,esprili ve samimi üslubuyla toplantı yaklaşık üç saate yakın sürdü.

KAMUDA LALE, YÖNETİMDE SÜLALE!
Gündem oldukça genişti.
Tarım, ekonomi, EYT, emekliler, dış politika, liyakat, seçimler ve fon soruşturması…
Ağıralioğlu, “Kamuda lale, yönetimde sülale” sözleriyle kamu yönetimindeki kadrolaşmayı eleştirdi. Devlet yönetiminde liyakatin geri plana itildiğini, görevlerin işin ehline verilmediğini savundu.
Gazeteci arkadaşımız Ali Şahin’in tarımsal üretimdeki düşüşe ilişkin sorusunu yanıtlarken çiftçinin artan maliyetlerine, üretim planlamasına ve Toprak Mahsulleri Ofisi’nin daha etkin çalışması gerektiğine değindi.
Emeklilerin, gençlerin ve dar gelirli vatandaşların yaşadığı ekonomik sıkıntıları da gündeme getirdi. Özellikle 17 milyon emeklinin seçimlerdeki belirleyici rolüne işaret etti.
Dış politikada ise Akdeniz ve Karadeniz’deki gelişmeler üzerinden Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğunu düşündüğü riskleri değerlendirdi.
Fon soruşturmasına ilişkin eleştirileri de sertti.
Günlük hayatta küçük işlemlerde bile vatandaşın kimlik bilgilerinin sorgulandığını hatırlatarak büyük miktarlardaki para hareketlerinin neden yeterince denetlenmediğini sordu.
Ermenilerin geçmişte göç ederken altınlarını toprağa gömmelerine ilişkin bir anlatıdan örnek vererek büyük servetlerin akıbetini sorguladı.
Ve aslında eleştirisinin merkezinde, iddiaların araştırılması ve denetim mekanizmalarının sorumluluğu vardı.
KARARSIZ DEĞİL, SESSİZ SEÇMEN!
Ağıralioğlu’nun seçimlere ilişkin değerlendirmeleri de oldukça iddialıydı.
Anketlerde kararsız görünen seçmenlerin önemli bölümünün aslında tercihlerini açıklamayan sessiz seçmenlerden oluştuğunu savunurken,bu kesimin yüzde 38’e ulaştığını söyledi.
Ve yine toplumda güçlü bir değişim beklentisi bulunduğunu belirtti…
Ayrıca 2002 seçimlerini de hatırlattı ve benzer bir siyasi dalganın yeniden yaşanabileceğini söyledi.
Bu arada partisinin yaklaşık 800 teşkilatla seçimlere hazırlandığını da ifade etti.
Peki, gerçekten yeni bir siyasi dalga mı geliyor?
Ekonomik sorunlar, gençlerin gelecek kaygısı ve emeklilerin geçim sıkıntısı değişim tartışmalarını besliyor. Ancak bu arayışın sandıkta nasıl bir karşılık bulacağı ayrı bir mesele.
Ve devamında benim de Ağıralioğlu’na yönelttiğim soru tam olarak bununla ilgiliydi.
BU KADAR AYRIŞMAYLA İKTİDAR NASIL DEĞİŞECEK?
Kendisine özetle şunu sordum:
“Sayın Genel Başkan, güzel konuşuyorsunuz. Ancak sizin dile getirdiğiniz sorunları başka siyasi parti liderleri de söylüyor. Bugün sağından soluna, muhafazakarından milliyetçisine kadar siyasi partiler bölünüyor, yeni partiler kuruluyor ve ayrışmalar sürüyor. Böyle bir tabloda iktidar değişikliği hedefi biraz zor gibi görünmüyor mu?
Ağıralioğlu sorumu beğendiğini belirterek yanıtladı.
Muhalefetin ülkenin temel sorunlarında ortak hareket edememesini eleştirdi ve çözüm süreci kapsamında gündeme gelen Çerçeve Yasa’yı örnek gösterdi.
Ve bu düzenleme için 467 kabul oyu verildiğini hatırlatarak ülkenin bunca sorunu karşısında birleşemeyen siyasi partilerin bu konuda aynı yönde oy kullanabilmesini eleştirdi.
Aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkiye işaret ediyordu.
Madem belirli konularda uzlaşmak mümkün, neden emeklilerin, çiftçilerin, gençlerin ve dar gelirlilerin sorunlarında benzer bir birliktelik sağlanamıyordu?
Ve güçlü bir ittifak için!
Sözlerinin devamında ise Ağıralioğlu, iktidarın asıl rakibinin artık muhalefet partileri değil, doğrudan millet olduğunu savundu.
Değişimin gücünü, yaşadığı sorunlara çözüm arayan geniş toplum kesimlerinde gördüğünü anlattı.
Ancak benim sorumun temelindeki mesele hala ortadaydı!
Kaldı ki toplumun değişim istemesi başka, bu talebin sandıkta ortak bir siyasi iradeye dönüşmesi başka…
KOLTUK DEĞİŞİNCE SİYASETÇİ DE DEĞİŞİR Mİ?
Toplantıda Ağıralioğlu’nun esprili yaklaşımı da zaman zaman salonda gülüşmelere neden oldu.
Özellikle iktidara gelmeden önce siyasetçilerin daha anlayışlı, daha naif olabildiğinden söz ederken kendilerinin de henüz iktidar olmadıkları için gayet naif olduklarını söylemesi de güzel bir öz eleştiri ve hoş bir espriydi.
Ancak esprinin arkasında ciddi bir siyasi mesele vardı.
Muhalefetteyken savunulan ilkeler, iktidara gelindiğinde de korunabilecek mi?
Koltuk değiştiğinde siyasetçinin yaklaşımı da değişecek mi?
Bunlar yalnızca Ağıralioğlu için değil, bütün siyasetçiler için geçerli sorular…
Bu arada Ağıralioğlu’nun basın mensuplarıyla kurduğu iletişime de değinmek istiyorum.
Daha önce de gözlemlediğim üzere oldukça rahat, samimi ve ulaşılabilir bir siyasetçi profili çiziyor.
Telefon numarasını isteyen gazetecilerle paylaşması ve arandığında bizzat yanıt vermesi de buna dahil…
Siyasette doğrudan iletişim önemli. Ancak kendisinin de belirttiği üzere asıl ölçü, bu yaklaşımın yetki ve sorumluluk sahibi olunduğunda da sürdürülüp sürdürülemeyeceği…
ANAHTAR PARTİ, SİYASETİN KİLİDİNİ AÇABİLECEK Mİ?
Ağıralioğlu’nun güçlü hitabeti, gazetecilerle kurduğu samimi iletişim ve partisinin seçimlere yönelik iddiaları önemliydi.
Ancak yanıt bekleyen sorular da var!
Farklı siyasi kesimlerden seçmenleri aynı çatı altında buluşturabilecek mi?
Eleştirdiği siyasi ayrışmayı aşabilecek bir yol ortaya koyabilecek mi?
Ve güçlü hitabeti sandıkta nasıl bir karşılık bulacak?
Yavuz Ağıralioğlu, 2002’dekine benzer bir siyasi dalganın yaklaştığını söylüyor.
Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek.
Benim Bursa’daki toplantıdan çıkardığım sonuç ise şu: Ağıralioğlu değişimin geleceğinden emin görünüyor. Ancak asıl mesele, değişim isteyen seçmenin hangi siyasi adreste buluşacağı.
Bir de pek tabii ki siyasetin değişmeyen sınavı var:
Değişimi vaat ederken savunulan ilkeleri, koltuğa oturduktan sonra da koruyabilmek…