BELEDİYELERİN PARTİSİ Mİ OLUR, KENTİN BELEDİYESİ Mİ? ÜÇ BAŞKAN, ÜÇ PENCERE, BİR BURSA…

Yayınlama: 23.08.2026
33
A+
A-

Bu hafta 94.4 Radyo Türk’te Mehmet Ali Ekmekçi ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz Çift Mikrofon programında üç farklı ismi ağırladık.

Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel ve Harmancık Belediye Başkanı Haşim Ali Arıkan…

Üç farklı isim, üç farklı pencere ve Bursa’nın birbirinden çok farklı görünen üç meselesi…

Gemlik’te deprem ve kentsel dönüşüm…

Bursa genelinde plansız şehirleşme, sanayileşme ve yönetim anlayışı…

Harmancık’ta göç, tarım, hayvancılık ve ilçeyi yeniden cazip hale getirme çabası…

Fakat üç programın sonunda benim zihnimde hepsi aynı yerde birleşti:

Bir şehri bina, yol ve beton üzerinden değil, insan üzerinden planlamak zorundayız.

Üstelik bu hafta mikrofonlarımızda sadece siyaset ve belediyecilik de yoktu.

Şiir vardı, türkü vardı, tebessüm vardı…

Ve kimi zaman da mikrofonun karşısındaki unvanı unutup insanı tanıdığımız oldukça keyifli sohbetler çıktı ortaya.

GEMLİK’İ TAŞIMAK DEĞİL, SEYRELTMEK…

Şükrü Deviren ile Gemlik’i konuşunca elbette ilk başlıklardan biri deprem oldu.

Başkanın verdiği rakam oldukça çarpıcı:

Gemlik’te yaklaşık 20 bin bina bulunuyor ve bunların yüzde 48’i depreme dayanıklılık açısından sorunlu ya da mühendislik hizmeti almamış yapılardan oluşuyor.

Neredeyse her iki binadan biri…

Bu nedenle “Gemlik depreme hazır mı?” sorusuna hiç dolandırmadan verdiği “Değil” cevabını önemli buldum.

Deprem konusunda artık teselli cümlelerinden çok gerçekle yüzleşmeye ihtiyacımız var.

Deviren’in altını çizdiği önemli noktalardan biri de yıllardır konuşulan “Gemlik’i taşıma” meselesiydi.

Onun yaklaşımı farklı:

Gemlik’i taşımak değil, seyrekleştirmek…

Yani bütün şehri alıp yamaçlara taşımaktan söz etmiyor.

Dolgu ve sıvılaşma riski yüksek bölgeler başta olmak üzere yoğunluğu azaltmak, riskli alanları zaman içerisinde boşaltmak ve nüfusun bir bölümünü güvenli yamaçlarda oluşturulacak planlı yerleşimlere yönlendirmekten söz ediyor.

Belki de doğru tarif buydu…

Bir şehri bulunduğu yerden söküp başka yere götürmek kolay değil!

Ama sıkışmış şehir merkezini seyreltebilirsiniz.

Riskli bölgeleri yapılaşmaya kapatıp park, spor alanı, yeşil alan gibi kamusal kullanımlara açabilir; daha güvenli bölgelerde insanlara yeni yaşam alanları oluşturabilirsiniz.

Üstelik Gemlik’in genel kentsel dönüşüm master planı da tamamlanma aşamasında.

Kağıt üzerindeki planların sahaya ne hızla ineceğini göreceğiz.

Çünkü Gemlik’in deprem konusunda artık kaybedecek zamanı yok!

BELEDİYELERİN PARTİSİ Mİ, KENTİN BELEDİYESİ Mİ?

Şükrü Deviren ile sohbetimizde benim de sözlerine katıldığım bir başka nokta yerel yönetimlerin parti kimliği üzerinden hareket etmeye zorlanması konusundaki yaklaşımıydı.

Deviren, CHP’den ayrıldıktan sonra 4 Ağustos’ta diğer beş Bursa ilçe belediye başkanıyla birlikte YENİ Parti’ye geçti.

Ancak programda anlattığı yerel yönetim anlayışı parti rozetinden çok hizmet üzerine kuruluydu.

Kendisinin ifadesiyle:

“Benim kafam depremle, denizle, sokak hayvanlarıyla meşgul.”

İnegöl Belediyesi’nde iyi bir uygulama varsa İnegöl’den, Gürsu’da başarılı bir Avrupa Birliği projesi varsa Gürsu’dan, Nilüfer’de halka dokunan bir çalışma ya da Yıldırım’da başarılı bir kentsel dönüşüm uygulaması varsa oradan örnek alınması gerektiğini anlattı.

Doğru bir yaklaşım…

Kaldı ki bir yolun partisi olmaz,

Bir parkın siyasi görüşü olmaz,

Deprem dönüşümünün sağcısı, solcusu hiç olmaz!

İyi yapılmış iş iyidir,

Kötü yapılmış iş kötüdür,

Deviren, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın Gemlik’e yaptığı ziyaretten de söz etti. Yapmayı planladıkları projelerde Büyükşehir’in kendilerine yardımcı olacağını söylediğini ve bu desteğin verileceğine inandığını anlattı.

Olması gereken de zaten bu değil mi?

Zira belediye başkanı yalnızca kendi destekçilerinin değil,bütün kentin başkanıdır.
Ve olmak zorundadır…

Merkez başka siyasi görüşte, ilçe başka siyasi görüşte diye vatandaşın hizmeti siyasi rekabetin arasında bırakılamaz…

ŞÜKRÜ BAŞKAN TÜRKÜYÜ DE İHMAL ETMEDİ

Programın en güzel taraflarından biri de Şükrü Deviren’in kültür ve sanatla olan ilişkisini sohbetin içerisine taşımasıydı.

Depremi, kentsel dönüşümü, Gemlikspor’u, denizi ve siyaseti konuşurken iş bir anda şiire, türküye uzandı.

Mikrofon başındaki performansı da programa ayrı bir renk kattı.

Siyasetçilerin ve belediye başkanlarının genellikle resmi yüzünü görüyoruz.

Oysa şiir okuyan, türkü söyleyen, espri yapan taraflarını gördüğünüzde karşınızdaki makamdan önce insanı tanıyorsunuz.

Çift Mikrofon’un benim en sevdiğim taraflarından biri de sanırım bu.

HAMZA GÜRSEL’İN İTİRAZI BETONA DEĞİL, ANLAYIŞA

Saadet Partisi Bursa İl Başkanı Hamza Gürsel ile sohbetimizde ise mesele Gemlik’ten çıkıp bütün Bursa’ya, hatta Türkiye’ye yayıldı.

Gürsel’in asıl itirazı tek başına binalara değildi.

O binaları ortaya çıkaran yönetim anlayışınaydı.

“Şehirleri boğdunuz, insanları topraktan kopardınız” sözünü bu nedenle önemli buldum.

Bir tarafta devasa hastaneler yapıyoruz ama vatandaş randevu bulmakta zorlanıyor.

Adalet saraylarını büyütüyoruz, cezaevleri artıyor.

Yollar genişliyor.

Binalar yükseliyor.

Kentler büyüyor…

Peki insanın hayatı büyüyor mu?

İnsan sabah evinden çıktığında saatlerini trafikte geçiriyorsa, toprağa dokunamıyorsa, nefes alamıyorsa, kazandığı para barınmasına yetmiyorsa şehir büyümüş olabilir ama insanın hayatı küçülmüş demektir.

Gürsel’in kentsel dönüşüm konusunda söylediği başka bir şey de önemliydi.

Yıllarca elektrik ve suyunu verdiğiniz, insanların 20-30 yıl emek harcayarak kurduğu yaşam alanlarına dönüşüm zamanı geldiğinde sadece “kaçak yapı” gözüyle bakarsanız meselenin insani ve sosyal tarafını ıskalarsınız.

Depreme dayanıklı kent tartışılmaz bir zorunluluk.

Ancak insanı korumayan bir kentsel dönüşümün adı da dönüşüm olmamalı!

BTSO’YA AÇILAN SERT PARANTEZ!

Hamza Gürsel’in sözleri içerisinde dikkatimi çeken bir başka bölüm ise Bursa’daki sanayileşme politikaları ve BTSO yönetimine yönelik eleştirileriydi.

İsim vermeden ama adresi oldukça anlaşılır biçimde, mevcut BTSO yönetiminin Bursa’nın bugünkü plansız büyüme ve sanayileşme tablosundaki sorumluluğunu sorguladı.

Sanayi gelişirken kent planlanmadıysa…

Tarım alanları yapılaşma baskısı altında kaldıysa…

Sanayi alanlarıyla yaşam alanları birbirine girmişse…

Bursa beton, trafik ve hava kirliliği arasında sıkıştıysa…

Bunun hesabını sadece belediyelere çıkarmak mümkün değil.

Bursa iş dünyasının çatı kuruluşunun da yıllardır bu şehir için nasıl bir sanayi ve kent vizyonu ortaya koyduğunu sorgulamak gerekiyor.

Hele BTSO’da yeni bir seçim sürecinin konuşulduğu bugünlerde bu eleştirilerin çok mühim olduğu muhakkak!

Çünkü Bursa’nın artık yalnızca “Ne kadar büyüdük?” sorusuna değil;

“Nasıl büyüdük ve bu büyümenin bedelini kim ödedi?”

sorusuna da cevap vermesi gerekiyor.

Sanayi Bursa’nın vazgeçilmez gücü.

Ancak sanayi büyürken Bursa’nın toprağını, suyunu, havasını ve yaşam alanlarını tüketiyorsak buna başarı demek de pek mümkün değil…

HARMANCIK’TA BAMBAŞKA BİR ENERJİ

Haşim Ali Arıkan ile program ise başından sonuna kadar başka bir enerji taşıyordu.

Esprili, neşeli, oldukça enerjik…

Harmancık’ı anlatırken de o enerji hemen hissediliyor.

Üstelik Harmancık onun doğduğu yer değil.

1961 yılında Isparta’nın Senirkent ilçesinde doğan Arıkan, Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra 1988 yılında mesleği nedeniyle Harmancık’a geliyor.

Sonrası ise tam anlamıyla “geldiği yerin insanı olma” hikayesi…

Eczacı olan eşiyle hayatını Harmancık’ta kuruyor, yıllarca ilçenin içerisinde yaşıyor, siyasette görev alıyor ve sonunda belediye başkanı oluyor.

Belki de bu nedenle Harmancık’ı anlatırken yalnızca yönettiği ilçeden değil, yıllar içerisinde kendi memleketi haline getirdiği bir yerden söz ediyor gibiydi…

TOPRAK VAR AMA İNSAN AZALIYOR

Arıkan’ın verdiği rakamlar da hem üzücü düşündürücüydü…

İlçedeki tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 55-60’ının ekilmediğini söyledi.

Hayvancılıkta da ciddi gerileme var.

1990’lı yıllarda yaklaşık 1.500 olan büyükbaş hayvan sayısının bugün 850 civarına düştüğünü anlattı.

Bir tarafta Bursa merkezde nüfus ve yapılaşma baskısından şikayet ediyoruz.

Diğer tarafta Harmancık’ta toprak var ama işleyecek insan azalıyor.

İşte Arıkan’ın “nitelikli tersine göç” yaklaşımını bu nedenle değerliydi…

İnsanlara “Köyünüze dönün” demek kolay.

Dönsün de ne yapsın?

Nasıl para kazansın?

Çocuğunu nerede okutsun?

Sosyal hayatını nasıl sürdürecek?

Ürettiğini kime satacak?

İnsanları romantik köy hikayeleriyle geri döndüremezsiniz.

Tarım, hayvancılık, turizm, eğitim ve sosyal yaşam birlikte planlanırsa o zaman tersine göç gerçek bir modele dönüşebilir.

Harmancık’ın elinde de küçümsenmeyecek imkanlar var.

Tarım…

Hayvancılık…

Ekolojik turizm…

Termal kaynaklar…

Ve muazzam bir doğa…

Ilıcaksu’daki sıcak su çalışmaları sonuçlanır, tarihi hamamlar ayağa kaldırılır ve turizm doğru planlanırsa Harmancık’ın hikayesi değişebilir.

79. PANAYIRI ANLATIRKEN GÖZLERİ PARLIYORDU

Başkanın enerjisinin en fazla yükseldiği anlardan biri de yaklaşan 79. Harmancık Panayırı oldu.

Bu yıl panayır ve Uluslararası Halk Dansları Festivali’nin 25-30 Ağustos tarihleri arasında yapılması planlanıyor.

Arıkan anlatırken heyecanını saklamıyordu.

Küçük ilçelerde böyle organizasyonları yalnızca eğlence olarak görmek haksızlık.

İlçeye insan getiriyor.

Esnafı hareketlendiriyor.

Kültürü yaşatıyor.

İnsanların birbirleriyle bağını güçlendiriyor.

Hele nüfus kaybeden bir yerde kent aidiyetini canlı tutmanın da yollarından biri…

GAZİ EŞİNİN İDDİASINI DA SORDUK:

Programda sadece güzel şeyleri konuşup geçmedik.

Son dönemde sosyal medyada ve kimi yayınlarda dolaşıma sokulan, yaşlı bir gazi eşinin belediyeye ait konuttan çıkarıldığı ve kendisine kötü davranıldığı yönündeki iddiaları da Haşim Ali Arıkan’a doğrudan sordum.

Arıkan iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kendisine yönelik bir iftira ve komplo olduğunu söyledi.

Konu yargıya taşındığı için ayrıntıya girmedi.

Ancak kendisini tanıyan herkesin bir gazi eşine hakaret edecek ya da kötü davranacak bir insan olmadığını bildiğini özellikle vurguladı.

Daha önce bir etkinlikte açılan ve kendisini hedef alan pankart konusunu da anlattı. Pankartın dışarıdan gelen bir genç tarafından kısa süreliğine asıldığını, durum fark edilince kaldırıldığını ve bunun kendisiyle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını söyledi.

Dolayısıyla kimin haklı olduğuna hüküm vermek bizim işimiz değil.

Ama gazetecilik açısından bizim yapmamız gereken belliydi:

İddiayı muhatabına sormak ve cevabını da kamuoyuna aktarmak…

BİRİNDE İNSANI YAMAÇLARA ÇEKİYORUZ, DİĞERİNDE DAĞA GERİ GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ

Üç program bittikten sonra benim zihnimde kalan asıl çelişki bu oldu.

Gemlik’te riskli ovadaki yoğunluğu azaltıp insanı daha güvenli yamaçlara yönlendirmeye çalışıyoruz.

Harmancık’ta yıllar önce büyükşehre gönderdiğimiz insanı yeniden dağa, toprağa ve üretime döndürmenin yollarını arıyoruz.

Hamza Gürsel ise ikisinin ortasında çıkıp:

“İnsanları topraktan kopardınız, şehirleri boğdunuz” diyor.

Aslında Bursa’nın yıllardır yaşadığı kentleşme hikayesinin kısa özeti belki de bu üç cümlenin içerisinde.

Bir tarafta nüfusun, sanayinin ve betonlaşmanın baskısıyla sıkışmış ova…

Diğer tarafta nüfusu azalan, toprağı boş kalan dağ ilçeleri…

Bir yerde nefes alacak alan arıyoruz.

Diğerinde alan var ama insan arıyoruz.

Bursa’yı yalnızca merkez ilçelerden ibaret görmeden planlayabilirsek, belki iki sorunun çözümü birbirine sandığımızdan çok daha yakın…

ÜÇ MİKROFON, ÜÇ FARKLI SES, AYNI BURSA…

Bu hafta üç farklı başkanı dinledik.

Şükrü Deviren’in Gemlik’i depremden korumak için ortaya koyduğu seyrekleştirme modelini, yerel yönetimde siyasi rozetlerden çok doğru projeye bakma yaklaşımını ve işin arasına türküyü katabilen renkli tarafını…

Hamza Gürsel’in şehirleşmeye, betonlaşmaya, mevcut yönetim anlayışına ve Bursa’nın sanayi politikasına yönelttiği sert itirazları…

Haşim Ali Arıkan’ın Harmancık’a yeniden insan ve üretim kazandırma çabasını, nitelikli tersine göç hayalini, panayır heyecanını ve enerjisini…

Üç farklı siyasi isim.

Üç farklı hikaye.

Ama benim çıkardığım sonuç değişmedi:

Şehri bina üzerinden değil insan üzerinden okumadığımız sürece ne kentsel dönüşümü başarabiliriz ne göçü durdurabiliriz ne de gerçekten yaşanabilir kentler kurabiliriz.

Bursa’nın denizi de var, dağı da…

Sanayisi de var, tarımı da…

Gemlik’in zeytini, Harmancık’ın toprağı, ovanın üretimi, dağın turizmi de var.

Eksik olan kaynak değil.

Bütün bunları birbirinden bağımsız parçalar olarak değil, aynı şehrin birbirini tamamlayan değerleri olarak görebilecek bir Bursa aklı.

Çünkü Bursa’yı büyütmek başka şey…

Bursa’da yaşayan insanın hayatını büyütmek bambaşka…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.