Dünden beri Ankara kulislerinde en çok konuşulan başlık şüphesiz “Mutlak Butlan” kararı…
Ama görünen o ki mesele artık sadece bir kurultayın iptal edilip edilmeyeceği boyutunu çoktan aştı.
Çünkü kulislerde konuşulanlara göre dosyada yalnızca kurultay süreci değil; Özkan Yalım’ın ifadeleri, WhatsApp görüşmeleri ve bazı belediye-meclis bağlantılı iddialar da yer alıyor.
Üstelik Bursa’dan bazı meclis üyelerinin bile isimlerinin de geçtiği net şekilde aktarılırken;
Özgür Özel, Ali Mahir Başarır ve İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik hakkında partiden ihraç hatta siyasi yasak ihtimallerinin bile dillendirildiği de belirtiliyor.
Kulislerde Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’ta konuşulan öncelikli isimlerden…
Kaldı ki baştan beri Yeşiltaş’ın isminin iddianamede geçtiği bu nedenle ihraç veya siyasi yasak iddialarında onun da dahil olabileceği ihtimali açıkça mevcut durum düşünüldüğünde kimseyi şaşırtmadı…
Ayrıca İşin siyasi arka planında ise uzun süredir konuşulan başka bir kırgınlık da var…
Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, başından beri Kemal Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığını savunan isimlerin başında gelirken; siyasete kazandırdığı isimlerden biri olarak görülen Nihat Yeşiltaş’ın süreçte farklı bir pozisyonda durmasının iki isim arasında ciddi kırgınlığa neden olduğu da örgütte sıkça konuşuluyor ve de zaten biliniyordu…
Ve şimdilerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden güç kazanabileceği bir tabloda, değişim sürecinden ilk etkilenecek isimlerden olması muhtemel görünüyor.
…
Olağan süreç CHP’nin zaten 2023 sonrası yapılmayan kurultay nedeniyle yeni bir kurultay yapma zorunluluğu bulunuyor.
Ancak sürecin uzatılması da mümkün gibi…
Çünkü yapılmadığı takdirde bu talep yargıya taşınması halinde bile kararın 1-2 yılı bulabileceği, hatta erken seçim ihtimalinin daha ciddi konuşulduğu bir dönemde konunun seçim sonrasına bile kalabileceği de yine güçlü ihtimallerden…
Tam da bu noktada Mansur Yavaş’ın dünkü açıklaması dikkat çekiciydi.
Yavaş, gerilimi büyütmeden aklıselim davranılması gerektiğini vurgularken, CHP’nin 1-2 ay içinde kendi iradesiyle kongreye gidebileceği mesajını verdi.
Belki de şu an partideki en kritik soru şu:
CHP süreci kendi içinde mi çözecek, yoksa süreç tamamen yargının yön verdiği daha sert bir tabloya mı dönüşecek?
Üstelik meselenin etkisi artık sadece siyasetle sınırlı da değil…
Dün “Mutlak Butlan” kararının ardından piyasalarda yaşanan sert dalgalanmalar ciddi bit tedirginlik yaşatırken,
Borsadaki düşüşler ve erken kapanış kararı sonrası ekonominin uzmanları, bu tarz siyasi belirsizliklerin ekonomiye uzun vadeli zarar verebileceği,
Özellikle yabancı yatırımcı açısından Türkiye’de siyasi ve hukuki süreçlerin öngörülebilirliği konusu yeniden tartışılırken; böylesi krizlerin yatırım iştahını azaltabileceği ve ekonomik kırılganlığı artırabileceği değerlendirmeleri de yapılıyor.
..,
Peki süreç neden bu noktaya geldi?
Gerçekten tek suçlu Kemal Kılıçdaroğlu muydu?
Ya da sadece muhalefetin üzerine gelen iktidar mı?
Asla…
İktidar ve ana muhalefet siyasetin doğası gereği birbirinin en güçlü iki rakibidir.
Kimse açık vermemeli, rakibinin açığını kollamalı ama aynı zamanda kendi kitlesini de manipüle edecek süreçlere karşı dikkatli olmalıdır.
Evet…
Özgür Özel yaklaşık bir yıldır büyük bir mücadele verdi.
Meydan meydan dolaştı, halk mitingleri yaptı, partiyi diri tutmaya çalıştı.
Fakat konuşmaların ağırlıklı olarak tutuklu belediye başkanları ve “adalet” ekseninde ilerlemesi; yoksulluk, işsizlik, enflasyon, dış politika ve geçim sıkıntısı gibi toplumun ana gündemlerinin zaman zaman geri planda kalmasına neden oldu.
Bu durum iktidarın elini rahatlatırken, diğer taraftan belediyelerle ilgili iddiaların ve tartışmaların daha fazla büyümesine de zemin hazırladı.
Halbuki belki de yapılması gereken;
“Bir belediyeyi kaybetmeyelim” düşüncesi yerine, gerektiğinde bir belediyeyi kaybetme riskini göze alıp çok daha net tavırlar alabilmekti.
Belki o zaman bugün konuşulan 16’ya yakın belediyenin kaybedilmesi gibi ağır bir tablo hiç yaşanmayacaktı.
Çünkü bazen bir kişiyi koruma refleksi, zamanla koskoca bir siyasi yapıyı tartışmalı hale getirebilir.
..,
Ve belki de sürecin en dikkat çeken taraflarından biri şu oldu…
Türkiye İşçi Partisi, İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve DEM Parti ve farklı çizgide birçok siyasi parti peş peşe “Mutlak Butlan” kararına tepki verdi.
Acaba bu tablo; uzun süredir dağınık görüntü veren muhalefette ilk kez ortak bir refleksin, hatta yeni bir birleşme psikolojisinin başlangıcı olabilir mi?
Kimileri ihtimal vermese de yaşayıp göreceğiz…
Ve siyasetin kimi zaman sadece mahkeme salonlarında değil; kriz anlarında verilen ortak reflekslerle de yeniden şekillenebileceği yine de unutulmamalı…
Her yönden ele almışsınız.Bekleyip göreceğiz.Ama en büyük darbeyi Türk siyaseti aldı.Seçimin bir anlamı yok artık insanların gözünde
Yazınızın; “Halbuki belki de yapılması gereken;
“Bir belediyeyi kaybetmeyelim” düşüncesi yerine, gerektiğinde bir belediyeyi kaybetme riskini göze alıp çok daha net tavırlar alabilmekti.
Belki o zaman bugün konuşulan 16’ya yakın belediyenin kaybedilmesi gibi ağır bir tablo hiç yaşanmayacaktı.” bölümü çok muğlak olmuş.
Konu zaten demokrasiyi rafa kaldırma,bunun içinde hukuk sistemini manevela olarak kullanma,bu şakilde tek adam rejimini tamamen muhalefetsiz yerleştirme girişimidir.
Bu girişim aslında tüm sorunların kaynağı değil mi? Hesap vermeyen bir yönetim bir belediye başkanını ortadan kaldırmak için akılalmaz şeyleri milyarlarca doları yakarak yapıyor,aynı yönetim butlan kararını yine hukuk sistemini kullanarak milyarlarca dolar yakarak aldırabiliyor.
Bunlar ve benzeri hesapsız ve hesap vermeden yapılanlar bu ekonomik tablonun sebebi değil mi?
Hürriyet,demokrasi ve özgürlük gerçek anlamda ekonomik zenginlik ve başta eğitim ve sosyal statü olmak üzere tüm alanda itibar ve gelişmişlik sağlar.
Aksi halı fakirliğin ve fakirlerin yönetimidir,işte bu hükümetin yani tek adam rejiminin yaptığı tam anlamıyla da budur.
Bu yüzden ” inadına özgürlük,inadına demokrasi…”