Merhaba dostlar;
“İnsan seçebildiği sürece insandı.”
Bu hafta yaşamın sadece kaos ve şiddetten ibaret olduğu, acımasız bir gelecek distopyasına gidiyoruz.
Kitabımızın ismi: Otomatik Portakal – A Clockwork Orange – Anthony Burgess – 1962.
Dostlar, kitabın ismi Otomatik Portakal olarak çevrilmiş fakat Dücane Cündioğlu’na göre Otomatik Mahluk olarak çevrilmesi gerekiyormuş. Yani dıştan canlı, içten mekanik. Kitabı anlamak için doğru bir seçimdir belki de…
Kitabın konusu: Kötülüğü seçen Alex, hapse düştükten sonra özgürlüğüne tekrar kavuşması karşılığında devletin uyguladığı “Ludovico Teknik” adlı şartlandırma terapisine katılmayı, yani kobay olmayı kabul eder.
Bu kitap, iyilik ve kötülüğün özgür iradeyle yapılan birer “seçim” olup olmadığını sorgular. Yapay bir sistemle “iyi olsun da nasıl olursa olsun” mantığını dayatan distopik düzen, insanın düşünerek ve seçerek iyiyi bulma yetisini elinden alarak robotik bir iyiliği önümüze koyar.
Geçen günlerde vefat eden Türkiye’nin en önemli filozoflarından ve insan hakları savunucularından Prof. Dr. İoanna Kuçuradi bir konuşmasında der ki:
“Bizim bir sözümüz var: ‘İyilik yap denize at, balık görmezse Hâlık (yaratıcı) görür.’ Ben diyorum ki: O da görmesin! İnsanlar birçok şeyin farkında değil. Bir şeyi bir ödül bekleyerek, bir karşılık umarak ya da sadece ‘toplum öyle istiyor’ diye yapmak etik bir eylem değildir. İnsanı ele veren soyut sözler veya değer yargıları değil, fiilen yaptıkları ve nasıl yaşadıklarıdır. İnsan, gerçekleştirdiği eylemin etik karşılığının farkında olarak, sadece o eylem ‘doğru ve değerli’ olduğu için, kendi özgür iradesiyle iyiyi seçmelidir.”
Dostlar, hani canımızı sıkan, bizi üzen ve sinirlendiren toplumsal olaylar karşısında diyoruz ya: “İdam gelsin artık…” Peki, kökten çözüm olur mu?
Bir düşünelim: İlkel toplumlar hayatta kalmak ve yaşadığı zamanın ruhuna göre “savaşmak” zorundaydılar. Modern dünyaya baktığımızda “savaş”, “kötülük”, “kavga” bu devrin insanının “güç gösterisi” haline gelmiş olmuyor mu? Kendi iradesiyle kötülüğü seçmiş insan, ilkel insanın da gerisinde kalmıyor mu?
Oysa insan “kötülüğü” kendine yakıştıramadığı için yapmamalıdır. Yani hür iradesi ile iyiliği seçmelidir. Kanunla, hatta din ile değil, sadece kendi iradesi ile iyiliği, güzeli seçtiği zaman ve bunu içselleştirdiği an kötülüğün, karmaşanın önüne geçebiliriz.
Bakın, kitaptan şu alıntı ne demek istediğimi daha mı iyi anlatır acaba:
“Tanrı’nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi?”
Alex ve arkadaşlarının arasında yaşanan liderlik çatışması sonucunda birbirleriyle de kavga ederler. Hatta Alex, arkadaşları tarafından tuzağa düşürülür ve hapis hayatı böyle başlar.
Yani dostlar, kitaptaki alıntı ile konuşur isek:
“Şiddet, şiddeti doğurur.”
Tekrar Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin bir konuşmasına bakalım:
“Hiç de parlak bir durumda değil insanlık. Şunu görüyorum: Çok fena bir özgürlük anlayışı var. Yanlış! Özgürlük anlayışı pandemiyle bu daha da apaçık hale geldi. Ne yapıyor insanlar pankartlarla? ‘Bu beden benimdir’ diyor. ‘Beni niye kapatıyorsun?’ İşte bunu özgürlük sanıyor. Şöyle bir tanım var herkesin söylediği. Bana sorarsanız özgürlük o değil. ‘Başkasına zarar vermeden istediğimizi yapmak.’ Özgürlük bambaşka bir şey. Özgürlük belirlenmeme değildir. Değerler tarafından belirlenmedir. Hırslarımızla ve çıkarlarımızla belirlenmemek, değer bilgisi tarafından belirlenmek. Bazen çıkarlarımıza da aykırı olur bu. Onu yapabiliyorsak işte özgürlük böyle bir şey olsa gerek.”
Bu kitap, algoritmaların ve toplum mühendisliğinin insanı şekillendirdiği modern dünyada bir ayna görevi görür. Bireysel iradenin sistem eliyle yok edilmesini eleştiren bu eser, geçmişe ait bir hikaye olmaktan çok uzaktır.
“Bugünlerde kitap taşıyan birini görmek gerçekten göz yaşartıcı…” alıntısı ile sohbetimizi bitirelim.
Hoşça kalın…