Siyasette Yeni Bir Kapı Açılırken… Anahtar Doğru Kilidi Bulabilecek mi?

Yayınlama: 24.07.2026
40
A+
A-

Geçtiğimiz günlerde Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan’ı önce Bursa Yazıyor ofisimizde ağırladık. Ardından gazeteci arkadaşım Mehmet Ali Ekmekçi ile birlikte Radyo Türk ortak yayınında yaklaşık iki saat süren bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şunu söylemeliyim ki, Fikret Aslan’ın siyasete artık iyice ısındığını görmek mümkündü. Sorularımızın hiçbirini geçiştirmedi. Zor başlıklardan kaçınmadı. Kimi zaman eleştirdi, kimi zaman partisinin hedeflerini anlattı, kimi zaman da Bursa ve Türkiye üzerine düşüncelerini tüm açıklığıyla paylaştı. Bursa’dan Ankara’ya uzanan gündemi ayrıntılarıyla konuştuğumuz, ezber cevaplardan uzak ve samimi bir sohbet oldu.

Program boyunca not aldığım başlıklardan biri de önümüzdeki dönemin siyasi dengeleriydi.

Fikret Aslan, Türkiye’de üç, hatta dört farklı ittifakın oluşabileceğini düşündüğünü söyledi.

Bunun üzerine ben de kendisine, “Peki siz ittifaklara nasıl bakıyorsunuz? Böyle bir tabloda hangi partilerle birlikte hareket etmeyi düşünürsünüz?” diye sordum.

Verdiği cevap oldukça açıktı.

Cumhuriyet’e, Atatürk’e, Türk bayrağına, vatana ve milletin ortak değerlerine bağlı kalındığı sürece, bunun içinde DEM Parti’nin bile olabileceğini söyledi.

Bu sözlerin ardından Mehmet Ali Ekmekçi şaşkınlığını gizleyemedi ve, “DEM Parti mi?” diye sordu.

Fikret Aslan ise sözlerinin arkasında durdu. Meseleye parti isimleri üzerinden değil, ortak ilkeler üzerinden baktıklarını ifade etti.

İlginçti!
Ve siyasette ezberlerin dışına çıkan her değerlendirme, kamuoyunda mutlaka tartışılır. Bunun nasıl bir karşılık bulacağını ise zaman gösterecektir…

Söyleşi boyunca Bursa da önemli yer tuttu.

Anahtar Parti’nin Bursa’da teşkilatlanmasını büyük ölçüde tamamladığını, seçimlere kadar 21 bin üyeye ulaşmayı hedeflediklerini anlattı. Hatta Bursa’da üçüncü parti olabileceklerine dair inancını da açıkça dile getirdi.

Nilüfer ile ilgili değerlendirmesin de ise;

Yıllardır CHP’nin kazandığı ilçenin sadece seçmen yapısıyla açıklanamayacağını, güçlü alternatiflerin ortaya çıkmamasının da bunda etkili olduğunu söyledi. Belediyecilik hizmetlerinin ise Nilüfer’in potansiyelini tam olarak yansıtmadığı görüşünü paylaştı.

Ve yine Bursa’nın ulaşımından hava kirliliğine, sanayide yaşanan sıkıntılardan ekonomik daralmaya kadar daha birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Gelelim son günlerde siyasetin en hareketli başlığına…

Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak yeni parti sürecini resmen başlatması, Türk siyasetinde yeni bir dönemin kapısını araladı.

Birkaç gün içinde yalnızca milletvekilleri değil, Türkiye’nin birçok ilinden binlerce partili de istifalarını açıklayarak yeni oluşuma katılacaklarını duyurdu.

Öte yandan 91 milletvekilinin de yeni siyasi hareket çatısı altında yol yürüyeceklerini ortaya koyan süreç fiilen başlamış durumda.

Yeni partinin 1 ay kadar bir sürede tamamlanması beklenen resmi kuruluşunun ardından ise bu grubun TBMM’de ana muhalefet görevini üstlenmesi bekleniyor.

Ve tabii ki Türk siyasetinde benzerine çok sık rastlanan bir tablo değil!

Kurulduğu gün mecliste güçlü bir grupla yer almak önemli bir avantajdır.

Fakat aynı zamanda çok büyük bir sorumluluktur da…

Çünkü artık gözler sadece genel başkanda olmayacak.

Her milletvekili…

Her yönetici…

Her açıklama…

Her davranış…

Hem iktidar kanadından hem mevcut CHP grubu tarafından ve toplum tarafından da çok daha yakından izlenecek.

Bu süreçte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, yeni kurulacak partinin milletvekili sayısı oranında Hazine yardımından yararlanmasına ilişkin değerlendirmesi de siyasetin gündemindeki başlıklardan biriydi…

Tıpkı “İmamoğlu davası televizyon ekranlarından canlı yayınlanmalı” söylemi gibi ve kabul görmediği gibi!

CHP cephesinde ise yakın zamana kadar Kemal Kılıçdaroğlu’nun “arınacağız” söylemi öne çıkarken, bugün partiden ayrılmama yönündeki çağrıları, siyasette söylemlerin ve dengelerin şartlara göre ne kadar hızlı değişebildiğini bir kez daha gösteriyor.

Netice itibarıyla, Türkiye bugün sadece yeni bir partinin kuruluşuna değil, yeni bir siyaset anlayışının gerçekten hayata geçirilip geçirilemeyeceğine de tanıklık ediyor.

Yeni bir parti yalnızca yeni bir isim değildir.

Yeni bir parti, umut demektir.

Toplum da bu umudu sadece seçim meydanlarında verilen vaatlerle değil; oluşturulan kadrolarla, yönetim anlayışıyla, şeffaflıkla ve sergilenen tavırlarla değerlendirecektir.

Yeni bir oluşumun önünde büyük fırsatlar olduğu kadar önemli riskler de vardır.

Siyasi beklentiler…

Toplumsal beklentiler…

Ekonomik şartlar…

Hepsi aynı anda doğru yönetilmek zorundadır.

Çünkü ilk gün oluşan güveni korumak, o güveni kazanmaktan çok daha zordur.

Bu nedenle kurulacak kadroların liyakati, yöneticilerin söylemleri ve atılacak her adım, geçmişte olduğundan çok daha dikkatle takip edilecektir.

İnsanlar artık sadece parti programlarını okumuyor.

Kimlerle yola çıkıldığına da bakıyor.

Yeni bir siyasi hareket için belki de en büyük sermaye milletvekili sayısı değil, toplumun duyacağı güvendir.

Türkiye bugün gerçekten yeni bir siyasi kapının eşiğinde.

Kapılar değişebilir…

İttifaklar değişebilir…

Siyasi dengeler değişebilir…

Ancak o kapıyı açacak anahtarın doğru kilidi bulabilmesi için yalnızca yeni bir tabela yetmez.

Yeni bir anlayış…

Yeni bir siyaset dili…

Ve en önemlisi, topluma güven veren kadrolar gerekir.

Aksi halde değişen sadece parti isimleri olur.

Millet ise aynı soruyu sormaya devam eder:

“Gerçekten yeni olan ne?”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.