“Bir Lider Kendi Elleriyle Büyüttüğü Duvarların Altında mı Kaldı?’’
Türk siyasi tarihi, fikirlerin mücadelesi kadar, insan nefsinin ve güç ihtirasının yazdırdığı acımasız hikayelerle doludur. Bu hikayelerin son dönemdeki en çarpıcı, en düşündürücü figürü ise şüphesiz Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Bugün İstanbul’dan Ankara’ya, adeta küllerinden doğarak 47 yıl sonra tarihi bir zafere imza atan Bursa’ya kadar uzanan yerel başarıların haritasına bakıldığında, görünmez bir elin izi çok net seçiliyor. Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’un mega vizyonuna taşıyan, Mansur Yavaş’ı milliyetçi kökenine rağmen CHP amblemiyle Ankara’nın sarsılmaz figürü yapan, Özgür Özel’i meclis kürsülerinden genel başkanlığa hazırlayan ve Mustafa Bozbey’i Bursa’da adeta sabırla ilmek ilmek dokuyarak zafere ulaştıran irade, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “büyük uzlaşı” ve “helalleşme” stratejisinin ta kendisiydi. Kılıçdaroğlu, partinin katı sınırlarını esneterek her kesimden oy alabilecek aktörleri keşfeden ve onlara alan açan bilge bir “baba” rolünü üstlenmişti.
Kronik Bir Hastalık: Kurumsal Disiplinsizlik ve AK Parti Kontrastı
Ancak bu başarı hikayesinin arkasında, CHP’nin genetik kodlarına işlemiş tarihsel bir zafiyet barınıyor. CHP, yıllardır aynı kronik hatanın girdabındadır: Birlik, beraberlik ve parti içi disiplini bir türlü kuramamak.
Bu durum yeni bir olgu da değildir; Deniz Baykal döneminde bile partinin aşamadığı, her defasında ayağına dolanan en büyük pranga bu disiplinsizlik olmuştur.
Siyasi rakipleri AK Parti’de iç hesaplaşmalar ve güç savaşları kapalı kapılar ardında, çok daha sessiz ve derin yürütülürken; CHP’de en ufak bir fikir ayrılığı her zaman kamuoyu önünde fırtınaların kopmasına neden olmuştur. Kemal Bey’in gidişiyle birlikte, partideki bu kontrol mekanizması büsbütün kaybolmuş ve süreç tamamen yönetilemez bir kaos haline gelmiştir.
Vahim Bir İhtiyaç
Kişisel İkballerden “Bütüncül Yapıya” Geçiş
Tam da bu noktada, CHP için tehlike çanları çalmaktadır. Partinin acilen parçalanma ve dağılma riskinin önüne geçmesi, kişilerin şahsi ikballerine ve popülaritelerine değil; partinin geleceğine ve gerçek sahibi olan üyelerine sahip çıkması hayati bir zorunluluktur.
Siyasetin kaygan zemininde her an kapıyı çalabilecek bir erken seçim tehdidine karşı hazırlıklı olmak, ancak ve ancak bütüncül bir yapıya bürünmekle mümkündür. Eğer CHP, bireysel hırsların çarpıştığı bir arenalıktan çıkıp tek bir vücut halinde hareket edemezse, tabandaki inancı ve ittifak enerjisini tamamen tüketme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Durumun vahameti, tam olarak bu birlik ruhunun aciliyetinde gizlidir.
Kaçan Tarihi Fırsat ve Yönetilemeyen Süreç
Eğer bu geçiş, liderlik ve bütünleşme süreci doğru, akil ve disiplinli bir şekilde yönetilebilseydi; bugün ne yerel yönetimlerde ne de parlamentoda bu kadar şaibeli belediye ve vekil kayıpları yaşanır, ne de partinin içi bu denli hırpalanırdı.
Memleketin tam da ekonomik darboğazdan, yapısal krizlerden ve binbir çeşit zorluktan geçtiği bu tarihi kavşakta, iç disiplinini sağlamış, bütüncül ve tek yürek olmuş güçlü bir CHP, ülkenin kurtuluşu ve yükseliş adresi olabilirdi. Fakat parti içi ihtiraslar, memleket meselelerinin ve toplumsal beklentilerin önüne geçmiş; büyük bir tarihi fırsatın elden kaçmasına zemin hazırlamıştır.
Bir Musibetin Bilançosu
Siyaset tarihi bu süreci muhtemelen trajik bir paradoksla kaydedecek:
Kemal Kılıçdaroğlu, Türk siyasetine yeni liderler kazandıran dahi bir kâşif olarak tarihe geçti; ancak kendi elleriyle ördüğü o güçlü duvarların, şahsi ikbal ve ihtiras dalgasıyla kendi üzerine yıkılmasına engel olamadı.
Yaşanan tüm bu hoyratlıklar, kaos ve vefasızlık süreci, “bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünü doğrular niteliktedir.
Bu büyük toplumsal ve siyasal musibet, kurduğu oyunun kurbanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’na siyasetin ve insan doğasının çiğ gerçekliğini acı bir şekilde nasihat ederken; arkasında bıraktığı partiye de tek kurtuluş yolunun “kişisel hırslardan arınmış, bütüncül bir disiplin” olduğunu çok sert bir dersle göstermektedir.
Ve Kartlar Yeniden Dağıtılıyor
Kemal Bey’in Dönüşü ile İhanet Bedel mi Ödeyecek?
Ancak Türk siyasetinin ezber bozan, durulmak bilmeyen doğası bu hikayeyi burada noktalamadı. Kemal Bey, yaşanan tüm bu musibetlerden büyük bir ders çıkararak, partinin yıllardır muhtaç olduğu o sarsılmaz birlik, beraberlik ve mutlak disiplini bizzat kurarak adeta küllerinden yeniden doğdu ve güçlü bir dönüş yaptı.
Siyasi dengeleri altüst eden bu geri dönüşün ilk somut adımları ise gecikmedi. Kemal Bey, radikal bir kararla ilk iş olarak bazı kritik kadroları görevlerinden alarak işe başladı. Değişim rüzgarını bu kez kendi kurduğu disiplinle estiren Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesi, kulisleri adeta yangın yerine çevirmiş durumda.
Şimdi Ankara’da herkes nefesini tutmuş, fırtınanın yönünü izlerken şu can alıcı sorunun cevabını arıyor:
Acaba sırada kimler var?
Yorumunuz cok güzel bayram bey tebrikler
Tebrik ediyorum sizi takip ediyorum başarılar dilerim
Seçilememişler ile Seçilmişlerin kavgalarını her platformda görmeye başladık
Objektif bir bakış siyasi gündemin özeti gibi olmuş kaleminize sağlık
Yıllardır CHPnin neden iktidar olamadığı,olmak istemediğini bu günlerde tam olarak anladık gün gibi aşikar. Seçmenin, delegenin oyunu yok sayanları bu halk çoktan sildi ve tarihin sayfalarındanda silecektir
Doğru duranlar yürekli insanlar kazanacak