TEKSTİLDE ALARM SESİ GİDEREK YÜKSELİYOR, DUYAN VAR MI!

Yayınlama: 10.10.2026
116
A+
A-

Yıllardır dirsek çürüten, istihdam sağlayan ve katma değer üreten tekstil firmalarımız beklentilerini açıkça ortaya koyarken, ne yazık ki birçok siyasetçi ve karar vericinin konunun derinliğine hakim olmadığını üzülerek izliyoruz.

 



Başta sektörün istihdam gücünü hafife alıp çalışan sayısını “100 bin civarı” diyerek dar bir alana sıkıştıranlar, kulaktan dolma bilgilerle ciro paylaşıp hüküm verenler büyük bir yanılgı içerisindedir.

 

“Tekstil” deyip geçmek, koca bir ekosistemi tek bir kelimeye hapsetmek demektir.

 

Oysa tekstil sadece bir kıyafet dikmekten ibaret değildir:

 

* Tarladaki pamuktur,

* Fikir ve tasarımdır,

* Dokumadır, boyahanedir,

* Baskı, dijital teknoloji ve ambalajdır,

* Lojistiktir, servistir,

* Nakıştır, boncuktur, dikişçilerdir…

 

Sadece hazır giyimin bu başlıklarında bile başlı başına 1 milyondan fazla emekçinin ürettiği, istihdamının önemini ve vahametini anlamamız gereken devasa bir alandır.

 

* Onlarca farklı yan tedarik zinciridir.

 

Özellikle kadın istihdamının en yoğun olduğu, alın terinin ve emeğin merkezinde yer alan bu devasa sektör, bugünlerde yaşadığı sıkıntıları çarşıdan pazara, üreticiden mahalledeki esnafa kadar her alanda hissettirmektedir.

 

Hasar büyüktür ve derinleşmektedir.

 

Peki, çözüm var mı?

 

Bugün yönetenlerin sektörü adeta “gözden çıkardığını” görüyoruz.

 

Ancak “Artık tekstil bitiyor” demekle bu iş kolu biter mi?

 

Eğer bu sektör biterse sadece tekstilin kendisi değil; hammaddeciden ambalajcıya, nakliyeciden perakendeciye kadar zincirin yüzlerce halkası bundan nasibini alacak.

 

Bunun ne kadar farkındayız?

 

Bugün kaç şehirde üretimin durma noktasına geldiğini, kaç işçinin işsiz kalma riskiyle karşı karşıya olduğunu, kaç firmanın kapısına kilit vuracağını veya geleceğin tekstil mühendisleri ile öğrencilerini nelerin beklediğini gösteren kapsamlı ve istatistiksel bir çalışma var mıdır?

 

Tekstili gözden çıkarıyorsak, yerine koyacak hazır ve somut bir alternatifimiz var mıdır?

 

Tekstilin Türkiye’de biteceğine inanan kesime dönüp küresel tabloyu sormak gerekir:

 

Avrupa ve gelişmiş ekonomiler bu dönüşümü nasıl sağladı?

 

Dünya tekstili dönüştürüyor, biz ne yapıyoruz?

 

Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinde tekstil halen ayakta ve ekonominin temel taşlarından biri olmaya devam ediyor:

 

* ABD: Küresel hazır giyim perakendesinin devi olmasının yanı sıra Nike, Levi’s gibi markaların merkezidir. Teknik tekstiller, akıllı kumaşlar ve sürdürülebilir elyaf Ar-Ge’sinde dünya lideridir. Aynı zamanda küresel ölçekte en büyük pamuk ihracatçılarındandır.

* İtalya: Avrupa’nın en büyük tekstil ve hazır giyim üreticisidir. Lüks giyim, yüksek kaliteli yün ve ipek kumaş üretimiyle dünya yüksek modasına (haute couture) yön vermektedir.

* Almanya: Otomotiv, havacılık, sağlık ve endüstriyel alanlar için üretilen yüksek teknolojili teknik tekstillerde Avrupa lideridir.

* Fransa: Lüks moda tasarımı, marka yönetimi ve köklü moda evleriyle yüksek katma değerli hazır giyimde öncüdür.

* İspanya: Inditex/Zara gibi dünyanın en büyük hızlı moda (fast-fashion) gruplarına ev sahipliği yapar; küresel lojistik ve tasarım ağını elinde tutar.

* İsveç: H&M gibi küresel perakende devleriyle minimalist İskandinav tasarımını ve döngüsel tekstil geri dönüşüm teknolojilerini birleştirmiştir.

* Portekiz: Ev tekstili ve kaliteli iplik üretiminde uzmanlaşmış; esnek teslimat ve sürdürülebilir üretim modeliyle Avrupa’nın üretim üssü olmayı sürdürmektedir.

 

Kartlar masadayken neden sahada değiliz?

 

Tekstili gözden çıkarırken yaratacağı o devasa domino etkisini hiç düşündünüz mü?

 

Kaç dükkan boşalacak, kaç kiracı kepenk kapatacak?

 

Kaç lojistik firması kapısına kilit vuracak?

 

Yemek sanayisinden ambarına, idari kadrolardan yetişmiş mühendisine kadar koca bir birikim nasıl boşa çıkacak?

 

Gelişmiş ülkelerin “teknoloji, tasarım ve katma değer” ile dönüştürerek yaşattığı bir sektörü “artık bitti” diyerek kestirip atamayız.

 

Asıl sorulması ve yanıtlanması gereken somut sorular şunlardır:

 

* Gümrük ve Navlun Fiyatları: Yüksek lojistik maliyetleri nelere bağlı ve bunlara karşı nasıl kalıcı çözümler üretilmeli?

* Sertifikasyon ve Ar-Ge: Mesleki yeterlilikleri, küresel sertifikasyon süreçlerini ve Ar-Ge erişimini sanayimize ne kadar entegre edebiliyoruz?

* Kayıt Dışı Üretim: Merdiven altı üretimi disipline edip nitelikli sanayi tipi üretime geçirecek mekanizmalar nerede?

* Fason Çıkmazı: Orta Doğu’ya kadar ürün satabilme gücümüz varken neden hala Avrupa’nın fasoncusu konumunda kalıyoruz?

* Yeşil Dönüşüm ve 2050 Hedefleri: Küresel karbon ayak izi, hava, su ve toprak kirliliği projelerinde dünya adımlar atarken bizim 2050 sürdürülebilirlik projelerimiz neden halen sahada ivme kazanmadı?

* Sahaya Yansımayan Avantajlar: Bilgi birikimimiz, kalitemiz, hızlı iş gücümüz, esnek teslimat kabiliyetimiz ve zor/ağır ürünlerdeki üretim uzmanlığımız elimizdeki en büyük kozlarken bu güçlü kartlar neden masada duruyor da sahada avantaja dönüşmüyor?

* Politik ve Ticari Anlaşmalar: Yapılan politik anlaşmalar sahaya neden tam yansımıyor? Varsa eksikler neler ve çözümler neden şeffafça açıklanmıyor?

* Yeni Pazarlar ve Fırsatlar: Tekstilin göç ettiği (üretimin kaydığı) ülkelere bile ürün satma imkanımız varken neden orada yokuz? Sahadan çekilenlerin yarattığı daralmaları fırsata ve kazanca dönüştürecek stratejimiz nerede?

 

Aslında bu kritik maddeleri daha da uzatmak mümkün. Ancak yazıyı daha fazla uzatmamak adına şimdilik kısa tutuyorum.

 

İlerleyen yazılarımda hem sektörün beklentilerini hem de bu soruların somut çözüm yollarını tek tek kaleme alacağım.

 

Kalın sağlıcakla…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Ziya Şahin dedi ki:

    Hepsine ek tekstil ve konfeksiyon sanayinin makine ve teçhizati ithal den yerli üretime dönüşüm deyken şimdi hepsi can cekistirmekdedir.